20.08.2026
Çerçeve Yasa, 18 Ağustos 2026 tarihi itibariyle CB Erdoğan tarafından imzalandı ve resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin başlattığı, Abdullah Öcalan’ın karşılık vererek lideri olduğu PKK’nin, temsili olarak silahlarını yakması ve kendisini feshetmesi tarihi bir dönüm noktası olmuştur.
Öncelikle belirtmeliyim ki 21 ay devam eden bir sürecin sonunda silahlı örgütün tamamıyla devre dışı kalması, tek başına önemli ve değerlidir.
Bir” teslimiyet” olarak tanımlanmasa da iddia edildiği gibi bir “barış ve kardeşlik projesi” olmadığının da altını çizmek isterim. Zira barış, en az iki taraf arasında gerçekleşen bir eylemdir. Güvencesi hukuk olamayan bir barışın veya kardeşliğin çağımızda hiçbir kıymeti ve inandırıcılığı yoktur.
Abdullah Öcalan ve PKK tarafının “barış ve demokrasi” algısını oluşturarak Kürtlerin umutlarını ve beklentilerini yükseltmeleri büyük bir hayal kırıklığına yol açmıştır. Bir müzakerenin dahi söz konusu olmadığı, çıkan çerçeve yasayla ortaya çıkmıştır. Yasa’nın Abdullah Öcalan ve PKK temsilcileriyle yoğun temas ve görüşmeler sonucu “güvenlik bürokrasisi” tarafından tek başına hazırlandığı ortadadır.
Açıkçası Süreç, bir asayiş sorunu olarak değerlendirilmiş olsa da silahsızlanma ile sonuçlandırılması toplumun bütün kesimleri için yararlı olmuştur.
Artık bir “Terör” sorunu olmadığına göre bundan sonra temel siyasi sorunlarımızın daha rahat ve güvenli tartışılacağı düşünülebilir. Kuşkusuz bu gelişme memnuniyet vericidir. Özellikle terörize edilmeye açık hale getirilen, fikir ve söylemleri nedeniyle terörle ilişkilendirilen masum insanların biraz daha rahatlayacağını umut ediyorum.
**
Gerçekte teröre zemin hazırlayan sorun, olduğu yerde duruyor. 50 yıldır “bataklığı kurutmak” hamasetiyle kaynak ve zaman tüketen siyasal yönetimleri başarılı göstermek hakikati görmemektir. Terörü sona erdirmek önemlidir ancak terörü üreten nedenler ortadan kalkmadıkça kalıcı bir barıştan söz edilemez.
Gelişmelerin, “Kürt meselesini savaş ve şiddet zemininden siyaset ve hukuk zeminine taşıyacak bir sürecin başlangıcı” veya “cumhuriyetin kuruluşu kadar önemli” olarak değerlendirilmesi aşırı iyimser bir yaklaşımdır. Cumhuriyet projesine dahil edilmeyen Kürtler, bugün de kimlik ve haklarıyla yeniden dışlanmışlardır. Bu bağlamda aynı trajedi tekrarlanmaktadır.
Siyasal İktidarın, daha önce “terörün sonuç olduğunu” ve bu nedenle de terörü sona erdirmenin yolunun, “temel hak ve hürriyetlere saygılı bir devlet yaklaşımı ile ekonomik kalkınmayı ve güvenliği aynı bütünün parçaları olarak ele almaktan geçtiğini” defalarca dile getirdiğini hatırladığımızda ortada hiçbir taraf için inandırıcı siyasi bir başarıdan söz edilemez.
Kanaatime göre güvenlik bürokrasisinin başarısı dışında ortada kutlanacak bir Zafer veya Barış yoktur. Zira tartışılmayacak başarı, PKK ve KCK’nın Abdullah Öcalan’ın oluruyla terörist bir hareket olarak ilan edilmesidir.
Kürtlerin geleceğini, süresi belirlenmemiş bir sürece bağlayanlar veya Çerçeve Yasa’yı Kürtlerin geleceği için “anahtar” olarak görenler iyi niyetli olabilirler ancak objektif olmadıkları kesin. Yasa’da yer alan maddelerin hiç birisinde Kürt sorununa atıfta bulunulmamış, barış ve demokrasi sözcüklerine dahi yer verilmemiştir.
**
Çerçeve Yasa, sorunu hiçbir yoruma ve karışıklığa yol açmayacak kadar açık tanımlamıştır. Kanunun amacı, “PKK-KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verilmesi” olarak belirtilmiştir.
PKK-KCK yapılanması, resmi tezin benimsediği gibi “terör örgütü”, üyelerinin de “terörist” olduğu Abdullah Öcalan ve PKK yöneticileri tarafından da kabul edilmiş ve onaylanmıştır. DEM Partisi de yasa teklifini imzalayarak ve destekleyerek bu durumu tescil etmiştir.
Bu durumda, Yasa’yı “Barış Yasası” olarak tanımlamak ve “Kürtlerin hukuk kapısından Cumhuriyet’e dahil olmasının önünün açıldığının” iddia etmek gerçekçi bir yaklaşım değil, olsa olsa iyimser bir yaklaşım olarak kabul edilebilir.
Nitekim Devlet Bahçeli, Çerçeve Yasa’nın yürürlüğe girdiği 18 Ağustos 2026 tarihinde yaptığı açıklamayla Çözüm Sürecinin nihai anlamını da net bir biçimde ortaya koydu.
“Belirli etnik dini gruplara yönelik kolektif haklara karşı” çıkarak “Etnik ve mezhepsel kimlik siyasetinin geride bırakılması gerektiğini” savunan Devlet Bahçeli, “Ortak zemin Türk vatandaşlığıdır” diyerek son noktayı koydu. Sanırım arif olanlar için bu cümle yeterlidir.
**
Esas olarak Yasa, Kürt sorununa, barış ve demokrasiye vurgu yapmayarak siyasi çözümleri reddetmiştir. Bazı kesimlerin ve PKK yandaşlarının bu yasayı barış için “bir başlangıç, ilk adım” gibi değerlendirmeleri tamamıyla temenni olarak değerlendirmek gerekir. Gerçekte yasa, bir tasfiyeden ibarettir.
Yasanın muhatabı Kürtler değildir, Kürtlerle bir barış da hedeflenmemiştir. Muhatap PKK’dir ve anlaşma sonucu PKK bir terör örgütü olarak tanımlanmış ve tasfiye edilmiştir. Ortada bir barış varsa devlet tarafı ile PKK arasındadır. İki tarafın rıza göstermesini önemli bir gelişme olarak değerlendiriyorum.
**
Aklı başında herkes örgütün tasfiye edilmesinden memnuniyet duymuştur. En önemli itiraz noktalarından birisi yasanın tanımından ve amacından farklı sunulmasıdır.
İmralı’da kurulduğu iddia edilen masanın ve müzakerelerin algı oluşturmaya yönelik olduğu, gerçekte “müzakere” sürecinin hiç yaşanmadığı anlaşılıyor. Yoğun temas ve görüşmeler, bir “müzakere” değil, tasfiye projesi temelinde gerçekleşmiştir.
“Öcalan irademiz” diyen kesimden Öcalan’a bir itiraz veya sorgulama beklemiyorum. PKK’nin geliştirdiği ve Kürtlere dayattığı ideolojik siyaset, özgürleşeme yerine eleştiriye ve sorgulamaya imkan vermeyen dogmatik bir kültür üretmiştir. Bu nedenle PKK yanlısı kesimlerin önemli bir kısmı dogmatik bir siyasi sadakatle Abdullah Öcalan’a bağlanmıştır. Bu kesimlerin söz konusu yasa ve gelişmelerden memnun olmasını da yadırgamıyorum.
Ancak irade sahibi kesimlerin söz konusu gelişmeleri “müzakereler” temelinde Kürt meselesiyle veya demokrasi ve barış ile ilişkilendirmesi yadırganacak bir durumdur.
Kişisel olarak ben de terör ve şiddetin sonlandırılması ve PKK’nin anlaşma yoluyla tasfiye edilmesini hayati derecede önemli buluyorum ancak ödenen ağır bedeller, yaşanan trajediler de hiçbir gerekçeyle basite indirgenemez ve yok sayılamaz. Bu konuda bir özeleştirinin yapılmamasını ve halktan özür dilenmemesini de yadırgıyorum.
**
Çerçeve Yasa belirsizliklerle doludur, uygulanabilirliği mümkün gözükmemektedir.
Şiddet ve terörün nedenlerini ortadan kaldıracak kapsayıcı bir anlayıştan uzaktır. Yarım yüz yılımızı heba eden, tahrip eden, toplumu ayrıştıran bir sorunu, kapalı kapılar ardında oldu-bittiye getirilen bir yasayla çözmek mümkün değildir.
Usul ve yöntem açısından olduğu kadar Yasa’yı çözüm için kusurlu, eksik ve yetersiz bulduğumu belirtmeliyim.
Siyasetin gereği olan; sorunları doğru tespit etmek, kurullarda tartışmak, eleştirilerle yanlışlarını gidermek ve mümkün olan en doğrusunu ortaya koymaktır. Söz konusu yasa, bu merhalelerden geçmediği için makul ve makbul değildir.
Bu nedenle Yasa, milli dayanışmayı sağlamak ve toplumsal bütünlüğü güçlendirmek yerine siyasete olan güvensizliği daha da artıracaktır.
Peki, DEM Parti heyetlerinin defalarca yaptığı İmralı ziyaretlerine ne demeli?
Ya Abdullah Öcalan’a hiçbir öneriyle gitmediler, sadece emir ve talimatlar almakla yetindiler veya hiçbir önerileri dikkate alınmamıştır.
**
Örgütün silahlı faaliyetlerinden vazgeçmesi ve terörü sonlandırması önemli bir gelişmedir. Devletin de bu gelişmeleri dikkate alarak yasal çözüm mekanizmalarını geliştirmesi de devlet olmanın gereğidir.
Söz konusu Yasa bir çözüm yasası değildir. Eşitlik ve adalet ilkelerini gözetmeyen, örgüt üyelerine yasadan yararlanmaları için onur kırıcı koşullar dayatan, hukuki bir güvence sağlamayan bu yasayla terör sorununu çözmek pek mümkün olmayabilir.
Özellikle belirtmek isterim ki AİHM’nin ihlal kararına rağmen haksız ve keyfi olarak yaklaşık 10 yıldır tutuklu olan Salahattin Demirtaş’ın Çerçeve Yasa kapsamında değerlendirilmesi rencide edici ve onur kırıcıdır. Yapılması gereken, söz konusu yasa kapsamına almadan derhal serbest bırakılmasıdır.
Tamamıyla suçsuz veya fikir suçlusu insanları terör kapsamına alarak serbest kalmayı sağlayan bir yasa iyi niyetle hazırlanmış olamaz.
Ayrıca Yasa, silahlardan tamamıyla arındırmayı ve silahları teslim etmeyi zorunlu sayarken, eve dönüşleri kısmen kapsamaktadır. Kapsam dışında tutulanların durumu net olmadığı gibi, kapsama dahil olanların da süreç içindeki durumu net değildir. Anlaşılan denetimle serbest olacaklar, iyi hallerine karar verecek komisyonun takibinde birer rehine gibi bağımlı kalacaklar.
Terör sorununu çözmeyen bir yasa, nasıl olur da Kürt sorunu için açılan bir çözüm kapısı olacak?
Lao Tzu’dan alıntı yapılan “Binlerce Kilometrelik Bir Yolculuk Bile Tek Bir Adımla Başlar” sözü doğrudur ancak yol güzergahı ve menzil belirlenmeden atılacak adımlar asla hedefe ulaştırmaz.
**
Kuşkusuz Terör gibi canımızı çok yakan bir sorunun otodan kaldırılması her kesimin ve herkesin yararınadır. Bilinmesi gereken gerçek; yasanın, Türklerden farklı olarak Kürtlere kazandırdığı hiçbir fayda yoktur.
Bilinmesini istediğim bir başka husus da mevcut yasa ile PKK üzerinden demokratik mücadelelerin tamamı tasfiye edilmeye çalışılmaktadır. Uygulamanın yıllara yayılması, en başta demokratik muhalefetin omurgası ve dinamiği olan Kürtleri rejime, otoriter sisteme, iktidara yamalama amacına yönelik olduğunu düşünüyorum.
İhtiyacımız olan, insanlarımızı ayırmadan, ayrıştırmadan terör sorununu çözmek ve Türkiye’nin rotasını yeniden demokrasiye ve hukuk devletine çevirmektir. Siyasete düşen, algı ve hamasete baş vurmadan bu tarihi sorumluluğu üstlenmektir.
Mevcut siyasetle mümkün olmadığına gör Terörün gündemden çıkacağı umuduyla çözüm sürecini mevcut haliyle de olumlu karşılamak durumundayız.
Esas mesele demokratikleşme ve Kürtlerin her alanda haklarının Türkler gibi eşit tanınmasında yatıyor. Bunu sağlamayan hiçbir öneri, talep ve yasa sorunun çözümü için yeterli olmayacaktır.
Kalıcı çözüm için yeni siyaset, adil yaklaşım ve yeni bir iktidar gerekir.