Haluk Özdalga: Bir sonraki savaş Avrupa-Rusya arasında olabilir

07.06.2026

Avrupa-Rusya arasında doğrudan savaş olasılığının arttığını vurgulayan yorumlar dünya medyasında son haftalarda çok sık çıkmaya başladı.

Bunlardan birinde, Prof. Jeffrey Sachs’a göre büyük savaş şimdi “dünyanın en tehlikeli yeri” olan Baltık Denizi bölgesinde başlayabilir.

Ben de aylardır Avrupa-Rusya savaşı riskinin yükseldiğine ve muhtemelen barut fıçısına dönmüş Baltık havzasında tetikleneceğine işaret ediyorum. O bölgede başlayan çatışmalar hızla diğer Avrupa ülkelerine yayılabilir, tırmanma nükleer aşamaya kadar sıçrayabilir.

Savaşın nedeni, Avrupa ve Rusya’nın uzlaşması imkansız gibi görünen tehdit algılamaları olacak.

Avrupa’nın algılaması ve tavrı

Başta üç büyük ülke Almanya, İngiltere ve Fransa olmak üzere Avrupa ülkelerinin çoğunda hükümetler, Ukrayna savaşının Rusya’nın kazandığını tescil eden bir barış anlaşmasıyla son bulmasını ‘varoluşsal bir tehdit’ olarak görüyor.

Bu görüşe göre, Rusya o noktada durmayacak ve Avrupa’ya saldırmaya devam edecektir. O nedenle Ukrayna savaşında kalıcı bir barış için, savaşa devam etmek, önce Rusya’yı mağlup etmek ve zayıflatmak gerekiyor.

AB Dış Politika sorumlusu ve eski Estonya Başbakanı Kaja Kallas daha önce, Rusya’nın küçük devletlere parçalanmasını istediğini açıklamıştı. Şimdi “Rusya’nın her zaman olduğundan daha zayıf” durumda bulunduğunu vurguluyor ve baskılamanın yoğunlaşmasını istiyor: “Avrupa, Çin’den çok daha zayıf olan Rusya’yı mağlup edemezse, Çin’le nasıl başa çıkabiliriz?”

Üç küçük Baltık ülkesine (Estonya, Letonya, Litvanya) ilaveten aynı bölgedeki Polonya, Danimarka, İsveç ve Finlandiya’da da hükümetler Rusya’ya karşı benzer bir sert tutumu paylaşıyor.

Çoğunlukta olmasalar da azımsanmayacak sayıda ülkede farklı düşünen hükümetler de var. Mesela Belçika’nın muhafazakar Başbakanı De Wever’in sözleri şöyle: “Savaş bitmeli… Rusya’yla ilişkileri normalleşmeli ve ucuz enerjisine tekrar erişmeliyiz… Kapalı kapılar arkasında Avrupalı liderler haklı olduğumu söylüyor, ama hiçbiri açıktan konuşmaya cesaret edemiyor”.

Siyasi dengelerin hızla değiştiği üç büyük ülke Almanya, İngiltere ve Fransa’da ana muhalefeti oluşturan radikal sağ partiler anketler göre açık ara birinci ve mevcut Rusya politikasına karşı çıkıyorlar.

İlk seçimde bu ülkelerde iktidarlar değişebilir, ama büyük kriz o günlere dek bekleyecek gibi görünmüyor.

Rusya’nın algılaması ve tavrı

Rusya, Ukrayna’nın NATO üyesi olmasını veya NATO ülkelerinin başka isimler altında askeri yığınak yaptığı bir alana dönüşmesini ‘varoluşsal bir tehdit’ olarak görüyor.

Rusya’nın tanınmış strateji uzmanı Dmitri Trenin’in ifadesiyle “Ukrayna’nın, Rusya sınırına demir atmış batırılamaz dev bir uçak gemisine dönüşmesi kabul edilemez.”

Zaten Rusya o nedenle Şubat 2022’de savaşı başlattı. Savaştan sadece günler sonra Ukrayna ve Rusya anlaştı; Ukrayna NATO üyesi olmayacak ama AB’ye katılabilecek ve Rus ordusu çekilecekti. O sırada Washington’da iktidarda bulunan Biden yönetimi araya girdi, Ukrayna’yı anlaşmadan vazgeçmeye ikna etti.

Ukrayna savaşı kaybetti. Şimdi topraklarının yaklaşık %20’sini Rusya kontrol ediyor.

Amerika’da Ocak 2025’te göreve başlayan Trump yönetimi Ukrayna’nın bu gidişi değiştiremeyeceğini değerlendiriyordu. Büyük ölçüde arazideki durum temelinde bir barış anlaşması yapmaya çalıştı, ama daha çok Avrupalıların ayak sürümesi nedeniyle o girişim şu ana kadar başarılı olmadı.

Avrupalıların mevcut koşullarda barışa soğuk baktıklarının başka bir göstergesi, Rusya’yla diplomatik temas kurmaktan hâlâ kaçınmaları.

Varoluşsal tehdit nedir?

Varoluşsal tehdit bir devletin hayatta kalmasına, egemenliğine veya temel kimliğine dönük yakın bir tehdit algılamasını ifade eder. Bu subjektif gerçeğin sonucu olarak, o devletin savaşı göze alması gerekir veya aldığı kabul edilir.

Savaşı başlatan taraf Rusya’nın, güvenliğine dönük böyle bir subjektif algılama içinde olduğu açık.

Avrupa henüz doğrudan savaşa girmedi ama işbaşındaki hükümetlerin çoğu böyle bir savaş ihtimalini bilerek hareket ettiğini göre, onların algılaması da subjektif bir gerçek olarak görülmelidir.

Gelinen durum

Ukrayna şimdi büyük ölçüde sadece Avrupa’nın desteğiyle savaşı sürdürüyor.

Amerika ise kritik istihbarat, Yapay Zeka savaş teknolojisi ve parasını Avrupa’nın ödediği savaş sistemlerini temin ediyor.

Biden yönetimi savaşı destekliyordu fakat bunu hep tırmanmayı önleyecek düzeyde tuttu. Biden, Amerika’dan istenen ağır silah taleplerini reddederken defalarca “3. Dünya Savaşı istemiyoruz” vurgusu yapmıştı.

Ukrayna’nın hamiliğinin tek başına Avrupa’ya kalmasıyla, Biden yönetiminin frenlemesi kalktı. Avrupalıların yardımıyla Ukrayna, Moskova dahil Rusya’nın içlerindeki değişik hedefleri vurmaya başladı.

Rusya’nın derinliklerini vuran silah sistemleri, onları kullanan Ukrayna ordusunun eğitimi, arazide askeri danışmanlık, YZ savaş sistemleri, hedef koordinatlarının belirlenmesi ve nihayet füzelerin uzaydaki uydu sistemleri tarafından hedefe yönlendirilmesi gibi hayati işlevlerin hepsini Batılı ülkeler sağlıyor.

Moskova bu konuda tavrını defalarca ifade etti. Mesela Rusya Cumhurbaşkanı Putin Eylül 2024’de, Batılı ülkelerin desteğiyle Rusya’nın iç taraflarının vurulmasının, o ülkelerle Rusya arasında “savaş” anlamına geleceğini ve “çatışmaların doğasını değiştireceğini” açıkladı.

Litvanya Dışişleri Bakanı Budrys, Baltık sahilindeki Rusya’ya ait yerleşim bölgesi Kaliningrad’a girebileceklerini söyledi: “Rusların Kaliningrad’da inşa ettiği küçük müstahkem mevkileri delip geçebiliriz… NATO (Kaliningrad’da), Rusların hava savunmalarını ve füze üslerini gerektiğinde yerle bir etme yeteneğine sahiptir…”

(Kaliningrad, Polonya ile Litvanya arasında, Baltık Denizi sahillinde, Rusya’ya ait ama Rusya’ya kara bağlantısı olmayan bir enklav. Bkz. kapaktaki harita).

Üç Baltık ülkesiyle beraber İsveç, denizdeki kendi münhasır ekonomik bölgelerinde Rus petrolü taşıyan gemilere el koyabilmek için, iç mevzuatlarını buna izin verecek şekilde değiştirdi. Uluslararası Deniz Hukuku münhasır ekonomik bölgelerde serbest geçiş hakkı öngörse de, uygulama başladı ve Rus petrolü taşıyan bazı gemilere el koyuldu.

Rusya istihbarat servisleri, Ukrayna’nın Rusya’yı vurmak için gönderdiği İHA’ların Polonya ve Baltık ülkelerinin hava sahasından geçmesine izin verildiğini ileri sürüyor. ABD ve İsrail’e egemenlik alanlarını kullandıran Körfez ülkelerini İran’ın nasıl vurduğunun, Kremlin tarafından dikkatle izlendiğini tahmin edebiliriz.

Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov kısa süre önce, Batılı diplomat ve yurttaşların Kiev’i terk etmesini istedi ve “sistematik saldırılara” başlayacaklarını açıkladı. Bunun anlamı, Rusya muhtemelen yakında başta Kiev’de olmak üzere, Batılı danışmanların da görev yaptığı sığınakları ve diğer askeri-stratejik komuta merkezlerini yoğun şekilde vuracak – ki bunu daha önce yapmamıştı.

Önceki Cumhurbaşkanı Medvedev’in mayıs sonundaki mesajı ise Avrupa ülkelerinin Rusya’yla “savaş girdiği” ve artık “her şeyin beklenebileceği” şeklinde.

Özetle, Avrupa’daki güvenlik ortamı son derece gergin. Rusya’nın önümüzdeki günlerde çok daha sert darbelerle savaşı tırmandırma ve Avrupa’nın yanıtına göre çatışmaların doğrudan Avrupa-Rusya savaşına dönüşme riski ciddi.

Savaşın ilk yıllarından beri Rusya’da nükleer caydırıcılık seçeneğine başvurmayı savunan çevreler vardı, ama Kremlin’de etkileri sınırlıydı. Son dönemdeki işaretler, nükleer caydırıcılık seçeneğinin Rus sivil ve askeri seçkinler arasında geniş destek bulduğunu ve yayıldığını gösteriyor.

Bu noktada, Rusya’nın konvansiyonel bir kara savaşında Avrupa ülkelerini mağlup edemeyeceği de dikkate alınmalıdır.

Amerika ne yapar?

Önemli bir soru şu: Avrupa-Rusya savaşı başlarsa ve hele nükleer aşamaya kadar tırmanırsa, ABD ne yapar?

Cevabını şimdiden bilmek mümkün değil.

Avrupalılar Amerika’yı yanlarında görmeyi şiddetle arzu ediyor.

Ama Biden gibi, Trump yönetimi de Ukrayna’daki savaşın tırmanma sarmalına girmesini Amerika’nın çıkarlarına aykırı görüyor ve karşı.

Ayrıca Trump, kendisinin öncülük yaptığı barış anlaşmasının daha çok Avrupalıların tutumu nedeniyle hedefe ulaşamadığına inanıyor.

ABD en azından başlangıç aşamasında, kendini büyük savaşın dışında tutabilir.

Ankara zirvesi

Bu koşullarda Ankara’da yapılacak NATO zirvesi olağanüstü önem kazanıyor.

ABD Dışişleri Bakanı Rubio, temmuz başındaki zirvenin NATO tarihinin en önemli toplantılarından biri olacağını vurguladı.

Avrupalı politikacılar şu günlerde ağız birliği içinde “Ankara zirvesi başarılı olmak zorunda” diye tekrarlıyorlar.

Başarı ölçütünü ise NATO Genel Sekreteri Rutte ilan etti: “Zirvenin başarı şartı, Trump’ın Ankara’dan mutlu ayrılmasıdır.”

Rutte’nin sözleri aynı zamanda Avrupalıların bir çıkmazını anlatıyor: Trump’tan hem nefret ediyor hem ondan tırsıyorlar.

Avrupalılar biliyor ki Trump’ı memnun etmenin yolu okkalı satın almalardan geçiyor.

Zirve günlerinde Ankara’da herhalde Amerikalı silah şirketlerinin ballı siparişler aldığını göreceğiz.

Türkiye ne yapmalı?

Ukrayna’da savaş başladıktan sonra Türkiye, her iki tarafla olumlu ilişkilerini sürdürdü ve tarafsız kaldı. Doğru olan buydu.

Çatışmalar bu kez bir Avrupa-Rusya savaşına dönüşürse, Türkiye’nin çıkarları aynı siyasete daha da özenli şekilde devam etmeyi ve aktif barış politikası izlenmesini gerektiriyor.

Ankara’da iktidarda kim olursa olsun, herhalde daha farklı bir yoldan gitmeyecektir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir