Muhsin Altun: Ahlaki Üstünlük kimde?

06.11.2026

“İsa, tapınağın avlusuna girerek oradaki bütün alıcı ve satıcıları dışarı kovdu. Para bozanların masalarını, güvercin satanların sehpalarını devirdi. Onlara şöyle dedi: ‘Evim bütün uluslar için bir dua evi olacak’ diye yazılmıştır. Ama siz onu hırsızların inine çevirdiniz! Baş kâhinler ve din bilginleri bunu duyunca İsa’yı yok etmek için bir yol aramaya başladılar.”

Bu hikayeyi İncil’den alıntıladık (Matta, 21: 12-13; Markos, 11: 15-17; Luka, 19: 45-48; Yuhanna, 2: 13-22).

 “Fısıh Bayramı” arifesinde Kudüs’e gelen İsa, kendisini çarmıha götürecek yolun kritik virajını böylece işaretlemiş oldu. Kargaşa çıkararak baş kâhinlik tarafından kendine mal edilmiş bir alanın kutsallığını ihlal etmiş, yatırımcıları ürkütmüştü.

(Editörün notu: Fısıh Bayramı veya yaygın adıyla Hamursuz Bayramı, Yahudilerin Mısır’daki kölelikten kurtuluşunu kutlayan en önemli dini bayramlardan biridir).

Kudüs’e gelen her hacıyı derinden etkileyen Tapınak, İsa’yı olumsuz etkiledi. Onu kızdıran şeyin ne olduğunu uzun uzadıya açıklamaya gerek yok.

Ticari faaliyetler tapınağın “Uluslar Avlusu” (Gentiles’ Court) olarak bilinen bölümünde yoğunlaşmıştı. Yahudi olmayan yabancıların tapınakta dua edebilmesi için ayrılan bu alan, satıcıların gürültüsü, hayvan kokuları ve döviz kuru tartışmaları yüzünden bir Pazar yerinden farksız görünüyordu.

Özetle, İsa şüpheli ticari faaliyetleri ve finansal işlemleri Allah’ın Evi’ne (Beytü’l-Makdis) sokan din simsarlarını dışarı kovuyordu. Elinde iplikten örülmüş bir kamçı vardı.

Evimizin en mutena köşesinde özenle sergilediğimiz, sık sık tozunu aldığımız hatırası olan bir eşya gibi olmalıydı Allah’ın Evi. Her yer kirlense bile orası temiz kalmalıydı. Sonuçta orası bir borsa ya da portföy yönetim şirketi değildi.

İsa’nın tapınağı sarraflardan temizlemesi (Giotto di Bondone, 1305).

***

İsa Tapınak’ta temizliğe girişirken cesur ve fütursuzdu. Onun cesareti, “Allah’ın Oğlu” olmasından değil, tapınağı işgal eden sarraflar ve tüccar karşısındaki ahlaki üstünlüğünden kaynaklanıyordu.

Ahlaki üstünlük (Moral High Ground), esasen sosyal psikolojide bir tür yanılsama (illüzyon) olarak ele alınır. Bireylerin veya grupların kendi ahlaki değerlerinin, inançlarının ve eylemlerinin Öteki’ne kıyasla daha doğru olduğuna inanma eğilimini ifade eder.

Bu, kendini her durumda haklı görmekten farklı bir durumdur. Öteki’nin eylemleri karşısında ahlaki bir pozisyon benimsemek, psikolojik anlamda iyi hissettirir ve tanrısal bir tatmin sağlar.

Buna karşılık, ahlaki üstünlük diyaloğu ve müzakereyi zorlaştırır.

Nitekim Tapınak’taki yatırımcılarla İsa arasında ortak bir müzakere zemini yoktu. İsa’nın moral tutumu, diğer bakış açılarını otomatik olarak dışlıyor, uhrevi anlamda “tehdit” edici hissettiriyordu. İsa, onları anlamaya çalışmak ve nihayet onlar için tanrısal bir “istisna hali” ihdas etmek yerine ahlak dersi vermeye girişmişti.

Yatırımcıları asıl şaşırtan da buydu. Onlar zaten ahlaken üstün konumdaydılar, çünkü örneğin kendi aralarında faizli işlem yapmıyorlardı. Şüpheli durumlar için de kâhinlerden “fetva” almışlardı. Hal böyle iken yoksul ve nezaketsiz bir adamdan vaaz dinlemişler, incitilmişlerdi.

Güvercin satıcıları da şaşkındı. Onlar da ahlaken üstün konumda idiler. Musa’nın Yasası’na göre, her mümin “günahının cezası olarak” tapınağa bir kuzuyu kurban olarak sunmak zorundaydı (Levililer, 5: 7).

Kuşkusuz herkesin kuzu almaya gücü yetmezdi. Yasa buna şöyle bir çözüm getirir: Yoksullar, kâhinler tarafından onaylanmış tüccarlardan iki güvercin -biri günah sunusu, diğeri yakmalık sunu- satın alarak bu dini vecibeyi ifa etmelidir. Güvercinler biraz pahalı olsa da sonuçta kuzudan daha ucuzdu ve onunla aynı işleve, günahlara kefaret gücüne sahipti.

Tapınağa giren zenginlerin kuzu satıcılarına, yoksulların güvercin satıcılarına yönelmesi bundandı. Satış sırasında Roma parasını (Denarius), kâhinler tarafından onaylanmış tapınak parasıyla (Şekel) düşük bir kurdan değiştirmeleri, piyasa şartlarıyla ilgili bir durumdu.

Yoksa yoksulları iki kez, hem güvercin satarken hem de paralarını bozarken soymak gibi bir amaçları olamazdı.

Bu koşullarda, İsa’nın kuzu satıcılarına değil de güvercin satanlara müdahale etmesi anlamlıdır. Onun müdahalesi, bir tür kamu hizmeti(!) gören güvercin satıcılarının nazarında, hem tanrısal varlığa hem de müminlerin imanına yönelik bir saldırı idi. Bu tür eylemlerin artması kentin finansal hareketliliğini kesintiye uğratabilirdi.

***

İsa’nın tapınakta giriştiği “temizlik” ya da arınma kısa ömürlü oldu. Tapınak çevresindeki güvenlik önlemleri artırıldı. Giriş çıkışlar daha sıkı kontrol edilir oldu. Kâhinler paraya kıyıp özel güvenlik hizmeti satın aldılar. Din adamlarından oluşan “Yüksek Kurul” (Sanhedrin) olağanüstü toplandı. Gerisini İncil yazarı Yuhanna’dan dinleyelim (11: 47-53):

Bunun üzerine baş kâhinler ve Ferisiler, Yüksek Kurul’u toplayıp dediler ki “Ne yapacağız? Bu adam birçok doğaüstü belirti gerçekleştiriyor. Böyle devam etmesine izin verirsek herkes O’na iman edecek. Romalılar da gelip kutsal yerimizi ve ulusumuzu ortadan kaldıracaklar.” İçlerinden biri, o yıl baş kâhin olan Kayafa, “Hiçbir şey bilmiyorsunuz” dedi. “Bütün ulus yok olacağına, halk uğruna bir tek adamın ölmesi sizin için daha uygun. Bunu anlamıyor musunuz?” …. Böylece o günden itibaren İsa’yı öldürmek için düzen kurmaya başladılar.

Hikâyenin devamını bilirsiniz.

İsa, “Yahudi/İsrail Kralı” olduğu suçlamasıyla gözaltına alındı. Roma idaresine suç duyurusunda bulunan Sanhedrin yetkilileri, küfür ya da sapkınlık gibi dinsel bir suçlama yerine doğrudan idama götürecek siyasi bir suçlamayı tercih etti.

Tanıkların ifadesine göre, İsa Sezar’a vergi ödenmesine karşı çıkmış; “kendisinin Mesih, yani bir kral olduğunu” söylemişti (Luka 23: 2). “Lex Maiestas”  yani devlete karşı isyan, idamlık bir suçtu.

***

Burada amacımız, İsa’nın hikâyesi üzerinden Hristiyanlık övgüsü yapmak değil. Amacımız, iktidar bloku ve onun çevresinde kümelendiği anlaşılan yatırımcıların “helal” kazançlarını eleştirmek için teolojik-politik bir alan açmak da değil. Sonuçta onlar ahlaki üstünlüğe sahip dindar bireyler.

Keza, onlara “fetva” desteği sağlayan dini bütün ilahiyatçıları utandırmak gibi bir niyetimiz asla olamaz. Ne de olsa bu insanlar tapınak avlusunda güvercin satmıyorlar, holding plazalarında “faizsiz” özel fonları yönetiyorlar.

Faize karşı hassas olup da aylık yüzde 500 getiri (!) karşısında “acaba bu oranın etik ve matematik bir izahı var mı?” diye sormayan imanlı yatırımcıları kim utandırabilir ki?

Kur’an’daki ihtarların korkutamadığı birini İsa’nın hikâyesi korkutabilir mi?

Amacımız, onlara yönelik eylemli eleştirilerin, sonu çarmıhta bitecek bir hikâyenin başlangıcı olabileceği konusunda muhalefeti uyarmak.

Sıkın dişinizi. Sabırla seçim gününü bekleyin. Yanlışlıkla sokağa dökülüp de iktidarın eline koz vermeyin. Çimenler ezilmesin, fıskiye ve fayanslar zarar görmesin…

Bir yanıt yazın