11.10.2026
On yıllardır tanıdığım ve uzmanlık alanında çok başarılı olan bir doktora kontrol için gittim, sıra bekliyorum. Bekleme salonunda oturan ve görünüşe göre orta direkten üç hanım hararetle tartışıyor:
– Valla kadın nasıl götürmüş be!
Az ilerde oturan orta yaşlı bayan uzaktan lafa karıştı:
– Eşimle 28 yıldır çalışıyoruz, borçlanarak anca bir daire alabildik. Kadın bunun gibi 200 dairenin parasını dört ayda cebine indirmiş ya…
Doktorun yanına girdim, suratı asık. Beni yıllardır tanıyor, siyasetçi olduğumu biliyor, zehir zemberek eleştiri oklarıyla beni de hedef aldı.
Çıktım, bir iş hanının girişinde avuç içi kadar bir çay ocağının önünde bir kısmı taburede oturan erkekler, yüksek sesle borsa soygununu tartışıyor. Bir bardak leziz Hemşin çayı aldım.
Kavuniçi mokasen açık renk pantolon üstüne eskimiş ekose gri ceket giymiş adam, ayakta sağ eliyle havayı yavaşça tokatlıyor ve tek tek isimler sayarak sert açıklamalar yapıyor:
– Bu daha bir şey değil. Bak göreceksiniz bunun arkasında daha kimler çıkacak. Şu politikacılar, filanca vakıf, falanca dernek…
Sokaktaki öfkenin daha önce tek bir konu üzerinde böylesine yoğunlaştığını hatırlamıyorum.
* * *
Borsa skandalı aslında birçok yönüyle sorunlarımıza ayna tutuyor.
Bunlardan biri, iktidar kötü yönetiyor.
Muhalefet iyi yönetebileceği güvenini veremiyor.
* * *
Borsalarda en büyük iki suç, piyasa dolandırıcılığı (manipülasyon) ve bilgi suiistimalidir. Sermaye Piyasası Kanunu’nda (SPKan) da böyle tarif edilmiştir.
Piyasa dolandırıcılığı, borsada işlem gören değerli kağıtların (menkul değerler) fiyatını yapay şekilde etkileyen işlemler yapılması. Eşgüdüm içinde hareket eden oyuncuların aynı kağıdı sık aralıklarla alıp satarak fiyatı şişirmesi sonra düşürmesi, piyasada alıp satılan kağıt sayısının en aza indirilmesi gibi iyi bilinen yöntemler kullanılır.
Bilgi suiistimali (İng. insider trading) ise, bir kağıt hakkında kamuya açıklanmamış bilgilere ulaşarak alım-satım yapmaktır.
Spekülasyon ise suç değildir. Açık bilgileri değerlendirerek borsada alım satım yapan herkes esasen spekülasyon yapmış olur.
Ne var ki TV’lerde tartışan kimi uzmanlar, hatta iktidar adına konuşan yüksek düzeyli siyasiler, bazen manipülasyon ve spekülasyon sözcüklerini birlikte ve birbirine yakın suçlarmış gibi kullanıyor.
* * *
Piyasa dolandırıcılığı ve bilgi suiistimali suçlarının cezası 3 yıldan 5 yıla hapis.
Üst sınırdan mahkum olan kişi adi suçlu sayılacağı için, şartlı tahliye ve denetimli serbestlik sonunda fiilen sadece 1 yıl 6 ay yatacaktır (%30).
Son olayda görüldüğü gibi, bol milyarlar mertebesinde elde edilebilecek kazançlar karşısında bu cezanın kayda değer bir caydırıcılık sağladığı düşünülemez.
Mesela ABD’de, aynı suçu işleyenler için cezanın üst sınırı 25 yıl. Üst sınırdan hükümlü kişinin iyi halden serbest kalabilmesi için 21 yıl 3 ay yatması gerekir (%85).
Bizdeki sürenin 14 katı!
* * *
Borsanın denetiminden baş sorumlu Sermaye Piyasası Kurumu (SPK) son olayda iyi sınav veremedi.
Borsa soyguncularının habis niyetlerle tasarladığı oyunları, SPK 28 Ağustos’a kadar büyük ölçüde seyretmekle kalmadı, kritik dönemeçlerde onların önünü açtı.
Fon krizinin baş oyuncusu olarak görünen Tera şirketinin fonlarının halka açılmasına, yani borsada halka satmasına SPK onay verdi.
İki SPK üyesi “fonun yapısının zayıf olduğu ve borsaya açılmaya müsait olmadığı” gerekçesiyle kararı imzalamadı. Ancak o iki üye Cumhurbaşkanlığı Atama Kararı ile Ekim 2022’de görevden alındı, yerlerine yeni isimler getirildi. Ardından Tera’ya onay Aralık 2022’de çıktı.
İstanbul Borsası şüpheli fonlarla ilgili olarak 2025 yılından bu yana tam 130 kez SPK’ya uyarıda bulundu, ama SPK’nın bunları da dikkate almadığı bildiriliyor.
Sermaye piyasalarının deneyimli aracı kurumu Gedik Yatırım, 5 Ekim’de önemli bir Rapor yayınladı.
Rapor’a göre Tera Portföy’ün fonları (TP2, TLY ve THF gibi), toplam 482,1 milyar TL tutan tasfiye büyüklüğünün %84,6’sını oluşturuyor.
Aynı Rapor’a göre SPK ayrıca, tasfiyeye alınan fon şirketlerine 41,9 milyar TL tutarda Özel Sektör Tahvili (ÖST) çıkarmaları için izin vermiş (yaklaşık 850 milyon $).
Gedik uzmanları içeriğine ulaşabildiği tasfiyedeki fonlarda, 34,0 milyar TL tutarında ÖST belirlemiş. Bu miktarın yaklaşık %89’u, fonun kurucusuyla aynı gruptaki şirketlerin çıkardığı tahviller.
Yani kendi şirketlerinin çıkardığı tahvilleri, kendi kurdukları fonların içine koyarak fonların değerini şişirmişler.
Gedik Raporu bu tahvilleri “likiditesi sınırlı” diye niteliyor. Yani tahvili çıkaran şirketin borcunu ödeme ihtimali zayıf!
MSCI gibi yabancı uzman kuruluşlar mesajlar yayınladı, Türkiye’nin küresel piyasalar sınıfının bir alt düzeye düşebileceği vurgulandı.
Umalım ki olmasın, ülke ekonomisi ciddi bir darbe alır.
Ama bu ağır uyarı dahi SPK’yı harekete geçirmeye yetmedi.
Nisan 2026’ya kadar en kritik günlerde dört yıl SPK Başkanı görevi yapan İbrahim Ömer Gönül, yapay olarak şişirilen fon değerlerinin “halkın teveccühü” nedeniyle yükselmiş olabileceğini, “manipülasyon” diyebilmek için “üç-dört aylık” bir inceleme süresi gerektiğini ileri sürüyor.
Halbuki SPK’nın, hisse senedi ve fonların istisnasız hepsini, özel tasarlanmış algoritma ve büyük veri analizleri kullanarak, sürekli ve gerçek zamanlı olarak izlemesi gerekiyor.
Borsalar konusunda özel uzmanlığı olmayan İstanbul Başsavcılığı kimlerin borsa dolandırıcılığında yer aldığını sadece günler içinde tespit etti. 131 fonun tasfiyesine karar verildikten 23 gün sonra, Adalet Bakanı büyük vurgun yapanların dökümünü isim vermeden kamuoyuna açıkladı. Günümüzün teknolojik imkanlarıyla, Başsavcılık bu bilgilere muhtemelen 23 günden önce ulaşmıştı.
Tabii isimlerin de açıklanması gerekiyor.
Yukarıda adı geçen Tera fonu TRY’nin grafiğini buraya bırakıyorum.,
Kolayca görülebileceği gibi, fonun 1, 3 ve 5 yıllık artışı sırasıyla yüzde 496, yüzde 67.000 ve yüzde 783.000!
Ama Başkan Gönül, bu sıçramaların “halkın teveccühü” sayesinde olabileceğini düşünüyor!
Soruşturma ve kovuşturma şu sorunun cevabını da ortaya çıkarmalı: SPK kaynaklı olası görev kusuru, sadece liyakat eksikliği nedeniyle midir?
* * *
Böyle bir vurgunu bürokrasi ve siyaset içinden koruma bulmadan gerçekleştirmek neredeyse imkansız.
Borsa dolandırıcılığını tezgahlayanların gemilerini yürütebilmek amacıyla iktidar partisinden bazı siyasetçileri yanlarına çektiği anlaşılıyor. Medyada bol isim dolaşıyor.
AKP içinden iyi haber alabilen gazeteci Abdulkadir Selvi’nin yazdıkları da bunu teyit ediyor:
Parti lideri Tayyip Erdoğan “Çürüyen kol kesip atılır” diyor. “Kimileri şahsi davasını milletin ve ümmetin davasının önüne koydu… Kimileri de bu tertemiz hareketi kirletmek için özellikle aramıza sızdı, sızdırıldı… Biz yanlış yapanla, nefsine yenik düşenle vedalaşır, yolumuza güçlenerek devam ederiz” diye konuşuyor.
Göreceğiz.
Bir de ayrıca, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in sıklıkla alıntılanan Kasım 2025 açıklaması var: “Bazı şirketlerin borsada manipülasyon yaptığını biliyoruz…”
O açıklamadan Şimşek’in harekete geçmek ve müdahale etmek istediği anlaşılıyordu, ama öyle olmadı.
Niçin?
Acaba siyaseten eli kolu bağlı mıydı?
* * *
Muhalefet önüne geliveren büyük fırsatı kullanamadı.
Yeni Parti sözcüsünün AKP Genel Başkan Yardımcısı Fatma Sayan Kaya’nın eşiyle birlikte iki milyarı aşkın parayı borsadan kaldırdığını açıklaması etkili ilk adım oldu.
Ama arkası gelmedi.
Sonradan açıkladıkları iki isim fos çıktı.
Daha kötüsü, neredeyse tüm gayretlerini skandala karışmış başka AKP’li isimler bulmakla sınırlı tuttular. Halbuki çok yönlü bir çalışma gerekiyordu.
Skandalın odağında yer alan SPK’nın yaptıkları, yapmadıkları ve kurulun siyasetle ilişkileri üzerine ciddi şekilde gidilmeliydi.
Tasfiye süreci hakkında kapsamlı bir yol haritasını, iktidarın TBMM’ye sunduğu tasarıdan önce kamuoyuna açıklamalıydı.
Şimdi Sermaye Piyasası Kanunu’nda yapılması gereken değişiklikleri, iktidardan önce ortaya koymalılar.
Muhalefetin üslubu zayıf, ne istediğini ve amacını net şekilde anlatmakta zorlanıyor.
Organize, etkili ve güçlü bir görüntü veremiyor.
İktidar partisi ağır yara aldı, bizzat liderinin ifadesiyle “çürüyen kolunu kesip atma” noktasında.
Ama muhalefet, bir uzvunu yitirmiş iktidar karşısında bile siyaset zemininde üstünlüğü ele geçirebilmiş değil.
Muhalefet içinde borsa krizini en iyi bilmesi gerekenlerden Ali Babacan’ın gazeteci Fatih Altaylı ile mülakatını izledim.
Babacan, krizin önemli bir nedeninin Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi olduğunu ayrıntılı anlatıyor.
O sistem Nisan 2017’de getirildi. Babacan AKP içinde önde gelen isimlerden biriydi. Ama karşı çıkmadı, ses etmedi, destekçisi oldu.
DEVA’yı kurduğu günlerde gerekçesini “parti disiplini” diye açıkladı.
Şimdi bu eleştiriyi dile getirmeye siyaseten hakkı var mı?
Getirdiğinde inandırıcı olabilir mi?
Babacan ayrıca, Sermaye Piyasası Kanunu’nda hiçbir değişikliğe gerek olmadığını söylüyor. Bunu duyunca kulaklarıma inanamadım, birkaç kez dinledim.
Aynen: “en ufak bir sorun yok (söz konusu kanunda)… Sayın Cumhurbaşkanı demiş ki, gerekirse mevzuat falan. Mevzuatta sorun yok…” (dakika 7.3).
Babacan “O kanunu 14 yıl önce ben yaptım, hiçbir eksiği gediği olamaz, haşa dokunmayın ona” havasında.
Ama son olay, kanunda ve mevzuatta değişiklik gerektiğini açıkça gösterdi.
Yazı uzadı, burada noktalıyorum.
Sermaye Piyasası Kanunu’nda hangi değişikler olabilir, mecburen aşağıda özetliyorum. Konuyla yakından ilgilenenler okuyabilir.
* * *
• Borsa dolandırıcılığı ve bilgi suiistimali suçlarının cezası artmalı.
• SPK’ya daha güçlü yetkiler verilmeli. Mesela kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu durumlarda mal varlıklarını dondurmak gibi.
• SPK’nın suçları tespit süreçleri yavaş işliyor. Mahkemelerde ‘bilgi suiistimali’ suçlamasıyla açılan davalarda, suçun somut delillerle ispat edilmesindeki zorluklar nedeniyle, mahkumiyetle sonuçlanma oranı çok düşük. Bu süreçlere hız ve etkinlik kazandırılmalı.
ABD’de sorumlu yapı olan SEC’in (Securities and Exchange Commission, Menkul Değerler ve Borsa Kurulu) bu süreçlerin nasıl hızlandırdığını anlatan 2026 tarihli bir çalışmayı buraya bırakıyorum.
• Halka açık şirketlerdeki iç usulsüzlükleri ihbar edenlere yasal koruma ve parasal ödüller sağlanmalı. Bu kişilere ‘İhbarcı’ yerine ‘Yolsuzluk Bildiren’ gibi olumlu çağrışım yapan bir isim verilmeli.
• Halka açık şirketleri denetleyen şirketlerin gözetim ve denetimi güçlendirilmeli. Bu görev şimdi iki kurum tarafından yapılıyor: SPK ve Kamu Gözetimi Kurumu (KGK). Bunun yerine, bütçesi genel bütçeden karşılanmayan, tek bir bağımsız kurum oluşturulmalı.
• Halka açık şirketlerin yönetiminde görev ve sorumluluklar net sınırlarla belirlenmeli. Genel Müdür (GM) ve Finans Müdürü (FM), iç işleyişlerin ve finansal raporların doğruluğunu şahsen garanti etmek zorunda olmalı. GM ve FM’nin hukuk önünde “bilmiyordum”, “haberim yoktu” deme lüksü kalmamalı.
• Küçük yatırımcıyı koruyan mekanizmalar geliştirilmeli. Mesela toplu dava ve tazminat imkanları gibi.
• SPK uzmanlarının istihdam koşulları, finans piyasalarında rekabet edebilir düzeyde olmalı. O arada, yerli veya yabancı, dünyanın büyük borsalarında denetim tecrübesine sahip uzman kişilerin veya şirketlerin istihdamı sağlanmalı.
• SPK’dan ayrılan personelin sermaye piyasası şirketlerinde çalışabilmesi için bekleme süresi ve etik kurallar getirilmeli.