02.07.2026
Çözüm Süreci devam ederken DEM Parti tarafından düzenlenen Özgürlük Mitingleri kafa karıştırdı.
Devlet tarafının Abdullah Öcalan’ı muhatap alması, kurucu önder olarak tanımlanması, müzakerelerin doğrudan kendisiyle yürütülmesi, yalnız Türkiye için değil Suriye ve Irak Kürtlerinin geleceğinde de rol almasının, henüz adı konmamış bir “statü” olduğu çok açıktır.
Buna rağmen hâlâ “İrademiz Öcalan” diyen ve “Öcalan’a Statü” talep eden DEM Parti’nin, hangi amaçla mitingler düzenlediği izaha muhtaçtır.
Öcalan’ın İmralı Adası’ndan ayrılmak gibi bir talebi olmadığına göre söz konusu mitingler neden Öcalan’ın özgürlüğü için düzenlensin?
Cezaevlerinde on binlerce insan varken ve hiçbir suç işlemediği halde haksız, hukuksuz, keyfi olarak yaklaşık on yıldır tutuklu Selahattin Demirtaş ve arkadaşları için bugüne kadar neden bir özgürlük mitingi yapılmamıştır?
En önemlisi, neden bir kez dahi “Anadilde Özgürlük” için miting düzenlenmedi?
Sizce de bu işte bir gariplik yok mu?
Benim garipsediğim bir olay da İYİ Parti’nin Ankara’da aynı tarihte karşıt bir miting düzenlemiş olması.
Karşıt mitingin oy anlamında İYİ Partiye bir avantaj sağlayacağını düşünmüyorum. Daha çok DEM Parti seçmenini konsolide edeceği çok açıktır.
Daha önemlisi ve daha vahim olanı, karşıtlığın kutuplaşmaya ve çatışmaya zemin hazırlayacağı, bugünden çok daha kötü, karanlık ve kaotik bir ortamın oluşmasına yol açacağı bilinmesine rağmen böyle bir mitingin yapılmış olmasıdır.
Mitinglerle nelerin planlandığı konusunda derin kuşkular oluşuyor.
Karşıt mitinglerin tehlikeli bir sürece zemin hazırlamasından endişe duymaktayım. İYİ Parti’de politika yapan makul kesimleri de endişelendirdiği ve tedirgin ettiği kanaatindeyim.
Zira milliyetçilik bu değildir.
***
DEM Parti tarafından düzenlenen mitinglerin devam etmekte olan Çözüm Sürecine bir katkı sağladığı inancında değilim.
Kamuoyu tarafından Erdoğan-Bahçeli ve Öcalan ittifakıyla başlatıldığına inanılan Çözüm Sürecinin Kürt meselesi bağlamında bir amacı olmadığı açıktır.
Şüphesiz PKK’nin kendisini feshetmesi, silahlı mücadelenin sonlandırılması, şiddet ve terörün gündemden çıkarılması, Kürtler açısından da son derece önemlidir.
Silah bırakan militanların, cezaevlerini dolduran on binlerce mahkumun ve yurt dışında sürgün hayatı yaşayan binlerce insanın onurlu ve şahsiyetli bir yöntemle ailelerine kavuşmasını sağlamak da en az bu kadar önemlidir.
Bu anlamda Çözüm Sürecini en başından itibaren destekliyorum. Ancak bu adımların hiçbirisinin Kürt Meselesinin çözümüyle ilgisi olmadığını da biliyorum.
Çünkü Kürt Sorununun nedeni silahlı mücadele, terör, şiddet ve PKK değil, bir halkı ve haklarını inkar etmektir, yok saymaktır. PKK ve Abdullah Öcalan, Kürt Sorununun nedeni de muhatabı da değildir.
Abdullah Öcalan’la yapılan müzakereler ve var olduğu sanılan anlaşma PKK’yle ilgilidir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Çözüm Sürecini “Terörsüz Türkiye Projesi” olarak tanımlamasından da bunu anlamak mümkündür.
**
Kürt Meselesi bir “terör sorunu” değil ki Öcalan’la müzakere edilsin. DEM Partisinin, Özgürlük Mitingleriyle veya “Demokrasi ve Barış” ambalajıyla Kürt Meselesini Çözüm Sürecine bağlaması, gerçekçi değildir.
Esas olarak Çözüm Süreci, İttihat ve Terakki zihniyetiyle hazırlanmış, yeni araçlarla ve yeni yöntemlerle Kürtleri kimlik güvencesinden yoksun olarak yeni sisteme entegre etmeyi hedeflemektedir.
AK Parti, MHP, CHP ve DEM Partisinin süreçle ilgili işbirliği ve ittifakı, İttihat ve Terakki merkezli bir siyasete dayanmaktadır.
DEM Partinin, bu gerçeği örterek “Kürt tarafı” gibi rol alması, tarihi bir tekerrürdür.
Zihniyet ve ideolojisi bakımından DEM Partinin söz konusu ittifakta yer almasını yadırgamıyorum. Ancak Demokrasi, Barış veya Demokratik Entegrasyon gibi iddialarla bu ittifaka dahil olmasını ve Kürtlerin hak ve özgürlüklerini savunan bir görüntü vermesini kuşkuyla karşılıyorum.
AK Parti iktidarı ve Cumhur ittifakının, Kürt kimliğine ve anadile yönelik tavrı, İttihat ve Terakki anlayışından farklı değildir. Bir halk, kimliksiz ve dilsiz özgürleşemeyeceğine göre DEM Partisinin Kürtler adına böyle bir ittifakta yer alması, “demokratik entegrasyon” projesine destek vermesi düşündürücü ve sorgulanması gereken bir durumdur.
Kürt halkının desteği ile TBMM’nde temsil edilen DEM Partisinin, İttihat ve Terakki zihniyetiyle planlanmış bir projeye dahil olması kabul edilemez.
Öncelikle DEM Partisinin, projenin içeriğini ve amacını açık ve net bir biçimde Kürt kamuoyuyla paylaşması bir sorumluluk, vefa ve samimiyet gereğidir. DEM Parti varlığını Kürtlere borcudur.
PKK gibi DEM Parti iddialarının da boşa çıkması durumunda, Kürtler için yalnız bir hayal kırıklığı değil, büyük bir travma da söz konusu olacaktır.
DEM Parti böyle bir travmaya sebep olmamalıdır. Bunca destek ve ödenen ağır bedellerden sonra Kürtler bunu hak etmiyor.
**
İttihat ve Terakki zihniyetiyle oluşan devlet aklı, bugün de Kürtler aleyhine AK Parti ve söz konusu ittifak üzerinden işlevini sürdürmektedir.
Biliyoruz ki İttihat ve Terakki’nin siyasi anlayışı inkar ve ırkçılığa dayandığı için Kürt kimliğine ve bunun gereği olan hakların kullanılmasına geçit vermez.
Mevcut politikalarıyla DEM Parti’nin Çözüm Sürecine ilişkin ikircil tutumu AK Partiden farklı görünmüyor.
DEM Parti, tutumunu Çözüm Sürecinin amacına göre açıkça ortaya koymalıdır. Süreci ana bağlamından kopararak barış ve demokrasi ambalajıyla sunması halkı yanıltmaktır.
Öcalan, Erdoğan ve Bahçelinin insafına bırakılan bir sürecin demokratikleşmeyi, hukuk devletini tesis etmeyi ve Kürt Meselesini çözmeyi mümkün kılmayacağını aklı başında herkes biliyor.
Söz konusu ittifakın demokrasi iddiasının inandırıcılığı yoktur. İstismar ve hamaset dışında kendileri için bir anlamı da önemi de yoktur.
İktidarla şımarmış, istikametinden ve iddialarından sapmış, din ve demokrasiyi araçsallaştırmış AK Parti’nin akıbeti, büyük bir çöküştür. Hem de yakında. Demokrasi, adalet ve din istismarının bedelini de en ağır biçimde ödeyecektir.
Bunca mağduriyet, mazlumiyet, mahrumiyet yaşamış, sayısız ve sınırsız ağır bedeller ödemiş bir geleneğin partisi DEM Parti’nin akıbeti de farklı olmayacaktır.
AK Parti ve DEM Parti’nin, bu ikircil ve tutarsız tutumu sürdürmeleri durumunda, en azından makul kesimlerin desteğinden mahrum kalacağına olan inancım tamdır.
AK Parti geri dönülemez bir yola girmiştir. DEM Parti’nin Kürtlerle yüzleşmesi için hâlâ bir şansı vardır. Umarım bu şansı kullanır.
Aksi halde mağdurlara yazık olacaktır, hem de çok yazık.