27.04.2026
Emil Cioran yirminci yüz yılda doğup ölmüş olmasına rağmen etkileri yirmi birinci yüzyılda devam eden bir düşünürdür (Sioran okunur).
Öyle görünüyor ki görüşleriyle daha uzun bir zaman kendinden söz ettirecek biri. Neden?
Sadık Erol Er “Emil Cioran – Bir Alacakaranlık Düşünürü” kitabında bunun nedenlerini açıklar. Kitap, sonuç hariç, şu altı bölümden meydana gelir: Nihilizm, Tanrı ve Kötülük Problemi, Ölüm, İntihar, Tarih ve Ütopya.
Kitabın sonundaki “Cioran’ın Yaşamı ve eserleri: Bir Kronoloji” eki, Cioran’ın hayatı ve eserleri hakkında önemli bilgiler verir.
Ezeli, ebedi sürgün ve yersiz Cioran, “bilinçsizlik bir vatan, bilinç bir sürgündür” anlayışıyla doğduğu toprakları terk edip Paris’in yolunu tutar.
Ana dili Romence ile yazmayı bırakıp Fransızca yaşamayı tercih ederek “ontolojik yurtsuzluğunun” temellerini atar.
Ontolojik yurtsuzluk ona has bir durumdur; çünkü o maddi ve manevi bütün köklerinden kurtulmak istemektedir.
Uykusuzluk felsefesinin kurucusudur. Onun “Gözyaşları ve Azizler” kitabı, uykusuzluğun eseridir. İflah olmaz bir “uykusuz geceler” müdavimidir artık. Ona göre uykusuz gecelere direnebilecek hiçbir akım ve ideoloji yoktur.
Ona göre “fikirler tarihi yalnızların kininin tarihidir.”
Bu yüzden bütün sistemli ve sistematik filozoflara savaş açmıştır. O lanetli ve put kırıcı yazarların son versiyonudur. Bir sistem ortaya koyan her filozof zorbadır ve zorbalarla savaşmak düşüncenin var oluş nedenidir.
Cioran bütün varoluşu topyekun çürütmeye dayalı bir yaşam felsefesinin temelini atmaya çalışmıştır.
Başarmış mıdır? Şüpheli; zira düzensizliği düzenli biçimde ifade ettiğin zaman yine kendinle çelişiyorsun.
Düzensizliğin içinde düzensiz olarak kaldığın zaman bunun bir anlam ya da önemi kalıyor mu? O yüzden de “hınç ve nefret” kavramları onun düşüncesinin ana örgülerini meydana getirir.
Onun hıncından en büyük payı ise kötülük problemi ile Tanrı alır: Yeryüzü, Tanrı’nın bir günahıdır ve Tanrı, elindeki tüm olanaklara karşın bizi böylesine yetersiz, eksik ve anlamsız yaratmasından ötürü kötüdür ve kötülüğü evetlemiştir.
Asıl olan dilsiz ve çıplak insana doğru evrilmektedir. Bu da bizi “Doğmuş Olmanın Sakıncası”na götürür.
Doğmuş Olmanın Nimetleri Üzerine döktüren insan ahmaktır… ikiyüzlüdür… şaşkındır… çaresizdir.
Bunun sonucunda Cioran, doğmuş olmaklığın verdiği hınç ve nefrete dayalı, umutsuzluk ve intihar düşüncesinden beslenen özgün bir metafizik anlayış kurmaya çalışmıştır.
On göre yaşam, doğum ile ölüm arasında vuku bulan yararsız bir uyarıcıdır. Ancak sığ dünyalarda yanılsamalar içinde yaşayanlar (sığırlar!) kendilerine acı vermeden yaşayabilirler
Cioran’ın özgürlük hakkındaki görüşü de farklıdır. Ona göre gerçek özgürlük, insanın doğmadan önceki yaşamındadır, insan doğarken her şeyiyle birlikte özgürlüğünü de yitirmiştir.
Yaşamın bize sunup sunabileceği tek şey, kokuşmuş bir yüzeysellik ile yanılsamalarla dolu, elimize yüzümüze bulaştırmaya yazgılı olduğumuz bir “kaçış” olanağıdır.
Kaçış olanağı, kendine çekilme ve umarsızlıktır. İnsan doğduğu andan itibaren her şeyini yitirmiştir. Yaşamak, sonucu belli bir savaşı sürdürmekten çok yenilgiye yazgılı olduğumuz bir karmaşanın içinde bulunmaktır.
Cioran’a göre tarihin savunulacak hiçbir tarafı yoktur.
Tarih, birtakım atlıların (ya da zırhlıların) halkları çiğneyerek ilerlemesidir.
Bundan dolayı tarihe karşı, Kinizm’deki irade yitiminin bükülmezliği ile tepki göstermek gerekir. Aksi takdirde ezenlerin, zorbaların yanında yer almak, kaçınılmazdır.
Tarih, mutluluğun anahtarlarını yitirmiş “mutsuz insanlardan” ibarettir.
Ütopyalar, başlangıçta mutsuz insanlar için bir “kaçış çizgisi” iken, sonraları gitgide insanlardan uzaklaşarak, insanların tarih düzeyinde bir evren düşü görmesine neden olur.
Ütopyaların iki özelliği vardır: Birincisi, oyun veya eğlence olsun diye, insandan kaçmak için yazılmış olmaları. İkincisi, akıldışını ve onarılmazlığı ortadan kaldırarak tarihin son kertesi ve özü olan trajediye karşı çıkmak.
Tarihin tiranlığı sonucunda ütopyalar ortaya çıkmıştır.
Cioran’ın köksüzlüğünün iki görünür nedeni var. Birincisi on yaşında orta öğrenim için Sibiu kentine gitmek, ikincisi Romence’yi bırakıp Fransızca yazmak.
Onun sözleriyle: “Dil değiştirmekle, bizzat varlığımın tüm bölümünden, ne olursa olsun, hayatımın tüm çağlarından vazgeçtim!”
Sosyal kaygıdan çok varoluşsal sebeplerle hareket eden Cioran’ın kafasına taktığı dünyanın kendisidir. Yani, saçmalık ve yabancılaşma.
Saçmalık ve yabancılaşma, “en anlamlı” biçimde yalnızca yabancı bir dilde kurgulanabilirdi. Onun yabancı dili, yabancılığı seçişi, yersiz yurtsuz bir zihne sahip olmasından kaynaklanır.
Cioran kendi varoluşundan, ülkesinden, hatta dünyanın geleceğinden vazgeçen bir düşünürdür. Bu yüzden o, eserlerini vazgeçişler üzerine kurulu bir yaşamın “sövgü metinleri” olarak görür.
Eserleriyle ve yaşantısıyla, tüm iç sıkıntılarıyla Cioran, kendi kaprisleri üzerine düşünen bir tavırlar bütünlüğüne sahiptir.
Cioran’a göre iyimserlik rolünü oynamaya muktedir olmayanlar ile neşe ve mutluluk ipleri birbirine dolanmış olanlar, intihar ederler.
Bu gerçek onun eserlerinde şu karşıtlıkla ortaya çıkar: Bir tarafta dünyanın mahvoluşuna dair önseziler, öte yandan korkunçlukların coşkun çağrışımları…
Bu yüzden Tanrı’ya meydan okumanın en tutarlı biçimi olan intiharı da ancak güçlü insanlar gerçekleştirebilir.
Cioran nihilizm yoluyla hem varoluşçu nihilizm ile mücadele eder, hem de ona ulaşmaya çalışır. O eserlerinde “varoluşçu hiçlik” imgesini anlatmaya çalışmıştır ama anlatamamıştır.
Bu yüzden o, zekanın modern kutsanışında, ruhani Gulaglar ve dünyanın çirkinleştirilmesi için hazırlanmış bir taslak gören bir yazardır.
İnsanın görevi kendisini varoluşçu anlamsızlık okulunda yıkamasıdır, çünkü anlamsızlık ümitsizlik demek değildir; anlamsızlık, kendisini umut virüsünden ve yaşamın salgınlığından kurtarmayı isteyenlere bir ödüldür.
Cioran’ın felsefesinin temelini oluşturan nihilizm, Tanrı, intihar, ölüm, tarih vb. gibi kavramlar, bu dünyada can çekişen insanın lirik bir yorumudur.
Sonuç olarak; Cioran’ın felsefesinin temelinde “doğmuş olmak” vardır. Doğmuş olmanın tek bir sorumlusu ve suçlusu vardır: Tanrı!
Bu yüzden insan hayatı ne kadar saçma ise, Tanrı da o kadar kötüdür. İnsanın saçmalığı ile Tanrı’nın kötülüğü iç içe geçmiş olup bunlar mütemadiyen birbirlerini beslerler.
Katıksız bir sistem düşmanı olan Cioran, insana bir çıkış yolu göstermez. Çıkış yolu göstermek, onun felsefesine tamamen terstir. O bir çıkış yolunu gösteren bütün siyasi ideologlara, ruhani liderlere, peygamberlere, idollere, öncülere karşı amasız ve amansız bir savaş açmıştır.
Tanrı insana iniş yolunu göstererek en büyük kötülüğü yaptı. İnsanın “bu saatten sonra” yapacağı tek bir eylem vardır: Çıkış yolu olmayan bir labirentte yaşadığını aklından çıkarmak. Bunun en rasyonel ve sağlam yolu da intihar etmektir.
