Abdulbaki Erdoğmuş: ABD bu savaşın hem mağlubu hem suçlusu sayılacaktır

Foto: ABD/İsrail İran’da çocukları bombalıyor

07.04.2026

Trump’ın “İran petrolünü isterim” açıklaması tek başına dahi savaşın nasıl ahlaksız bir amaca hizmet ettiğini göstermektedir.

Trump’ın alaycı tavırlarının yalnız İran’a değil, dünya devletlerinin tamamına yönelik olduğunu da belirtmek isterim.

Netanyahu ise Hitleri aratmayacak tam bir Gestapo örneğini sergilemektedir. İsrail ordusunun Nazi çetelerinden farkı olmadığı da bir kez daha ortaya çıktı.

ABD ve İsrail’in vahşi saldırılarını bir “savaş” değil, ‘Orantısız Terör’ olarak değerlendirmenin daha doğru olacağını düşünüyorum.

Terör saldırılarının altıncı haftasında, Nazi vahşetini aratmayan ABD ve İsrail’in yoğun bombardıman ve ölçüsüz saldırganlığına rağmen İran’ın savunma direnişi devam ediyor.

Hakkını teslim etmek gerekirse, İran’ın onurlu direnişi diğer ülkeler için de tarihi bir örnektir. Onurlu insanlar için bir vicdan ve ahlak imtihanıdır.

Kuşkusuz suçlu olan saldırgan ABD ve İsrail’dir. İran savunma pozisyonundadır. Bu durumda topraklarını, şehirlerini, haklarını savunmak neden suç olsun?

Topraklarını işgal, kaynaklarını talana karşı koruyan yanı başımızdaki bir komşuyu görmezden mi gelmeliyiz?

Komşumuzun üzerine bombalar yağarken, büyük bir yıkım yaşanırken, sivil insanlar, masum çocuklar öldürülürken seyirci mi kalalım?

Şüphesiz görmezden gelemeyiz, seyirci ve sessiz de kalamayız.

Rejim karşıtlığının İran karşıtlığına dönüşmesi doğru bir yaklaşım değildir. Bu gerekçeyle ülkemizde İsrail ve ABD vahşetini destekleyenlerin olması üzücüdür, çünkü bu desteğin ahlaki bir gerekçesi yoktur.

**

Savunma savaşı veren İran’ı, uluslararası hukuku ihlal eden saldırgan tarafla eşit tutmak zulüm ve zalimlerden yana olmak anlamına gelir. O nedenle tarafımızı hukuku ihlal edenlerden değil, haklıdan yana belirlemek zorundayız.

Körfez ülkelerine atılan füzeleri veya rejimi ve mezhep farklılığını gerekçe yaparak İran karşıtlığı yapmak, hatta tarafsız kalmak, insanlık değerleriyle bağdaşmaz.

İran’ın, hangi ülke toprağında olursa olsun kendisine karşı kullanılan ABD üslerine misillemede bulunma hakkı vardır, bu nedenle yadsınamaz ve kınanamaz.

Bu bağlamda muhalif Kürt unsurlarının tutumuna da değinmek istiyorum. Öncelikle İran’da rejim karşıtı kitlesel bir Kürt muhalefetinden söz edilemez. Rejimden hoşnut olmayan kesimlerin karşı bir isyan hareketi içinde olmadıkları da biliniyor.

ABD’nin bu kesimler üzerinden hesaplar yapması gerçekçi olmaz.

Irak Kürt liderlerinin “operasyonların parçası olmayacağız” açıklamalarına rağmen medyada Kürtleri devamlı tartışma konusu yapmak gerçekten de düşmanca bir tavırdır.

Kürtlerin bölgede bağımsız bir devlet talebi olduğu biliniyor ancak bunun için İsrail desteğinde İran’a yönelik bir saldırı planladıklarına ihtimal vermiyorum.

Zira İsrail’in ırkçılığı, işgali, saldırganlığı, yıkımı, terörü, katliamı, vahşeti ve soykırımı bir “var oluş” gerekçesi yaptığı çok açıktır.

Irkçı uygulamalardan büyük acılar, trajediler yaşayan Kürtlerin, ırkçılığın temeli ve ana kaynağı olan Siyonizm’den yana tutum sergilemesi düşünülemez.

Ona rağmen İsrail yandaşlığı, hastalıklı bir ruh hali dışında izah edilemez.

Bu durumda Kürtler neden İsrail yanlısı olsun?

Kürtlerin Yahudi toplumuyla bir sorun yaşamaması onları İsrail yanlısı veya müttefiki yapmaz. Yahudi toplumuyla ilişkiler tarihsel olduğu kadar Ehli Kitap yaklaşımının bir sonucudur. Bu ilişkiler insanlık var oldukça devam edecektir.

İran’da dış müdahale veya iç isyanlarla rejimin değişmesi durumunda Kürtlerin de doğal olarak devlet olma fırsatını değerlendirecekleri düşünülebilir, bunun için de Kürtler işbirlikçilikle, ihanetle suçlanamaz.

**

Saldırılarla İran’ın tahribata uğraması, devam etmesi durumunda yerle bir olması mümkündür. Ancak o durumda dahi yenilmiş sayılmayacağı ve onurlu direnişiyle destanlar yazacağı da çok açıktır.

Hürmüz hakimiyetini sağlamadıkça ABD de savaşın galibi sayılmayacaktır. Hürmüz Boğazı, savaş öncesi geçişlere kapalı değildi ki yeniden açılmasından bir zafer devşirilebilsin.

Hürmüz’de hakimiyetin ABD için mümkün olmayacağına inanıyorum. ABD bu savaşın hem mağlubu hem suçlusu sayılacaktır.

Bu durumda Trump için pek mümkün olmasa da Netanyahu’nun ‘Savaş/Terör Suçlusu’ olarak yargılanıp mahkum edilmesi, diğer diktatör ve işgalciler için önemli bir ders olacaktır.

Soykırım ve savaş suçluları hesap vermeli ki başka trajedilerin yaşanması zorlaşsın.

Türkiye’nin, ABD ve İsrail’in uluslararası hukuku ihlal ederek komşumuz İran’a saldırması karşısında pasif kalmasını doğru bulmuyorum.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hiçbir bağlayıcılığı ve caydırıcılığı olmayan hamasi nutuklarıyla konu geçiştirilmeye çalışılıyor. Bu tutum kabul edilemez.

Söz konusu politikayla Gazze soykırımı önlenemediği gibi İsrail’in yayılmacılığı ve saldırganlığı da önlenemez.

Avrupa Birliği ülkeleri “bu savaş bizim savaşımız değil” deyip ABD’ye mesafe koyarken, İtalya ve İspanya “Orta Doğu’daki hegemonyacı emelleri nedeniyle” İsrail’le tüm diplomatik ilişkilerini boykot edeceklerini açıklarken Türkiye’nin yalnız kınamakla yetinmesi saygın ve gerçekçi bir tutum değildir.

Türkiye’den beklenen İsrail’le ilişkilerini askıya almak ve ABD’yi durdurmak için bölgesel ve uluslararası rol yüklenmektir.

Ayrıca İsrail işgalci ve Siyonist politikalarından vazgeçinceye kadar Türkiye öncülüğünde bölge ülkeleri tarafından tamamıyla izole edilmelidir. İsrail nükleer silahlardan mutlaka arındırılmalıdır.

Çünkü İsrail hem bölge için birinci derecede bir tehdit unsuru hem de dünya barışı için en başta gelen tehditlerden biridir.

Türkiye bu tarihi fırsatı ne yazık ki kaçırmaktadır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir