18.01.2026
İran’da 28 Aralık’ta başlayan yaygın protestolarda, güvenilir verilere göre, yüzlerce güvenlik görevlisi dahil üç bin civarında insan öldü.
Tam iki hafta sonra, 11 Ocak Pazar sonrasında gösteriler neredeyse birden kesildi. Organik büyük halk protestoları bıçakla kesilir gibi bitmez.
Pazarı izleyen tarihlerde ana akım Batı medyasının çoğu, protestoların bittiğini görmezden geldi. Yayınladığı görüntüler önceki günlere aitti.
Nasıl oldu bu?
Elon Musk’un aynı adlı şirketine ait Starlink terminallerinin susturulmasıyla gösteriler büyük ölçüde son buldu.
40 bin civarında tahmin edilen terminaller, CIA-Mossad iş birliği tarafından çok önceden İran’a kaçak yollardan sokuldu, planlı bir şekilde uygun görülen kişilere dağıtıldı. Her Starlink yer terminali 256’ya kadar kullanıcıya uzaydaki Starlink uydularıyla bağlantı kurmayı ve internete erişimi sağlıyor.
J-Feed adlı İsrail yanlısı haber sitesi yorumluyor:
“Tahran, sinyal bozucular (jammer) kullanarak, ‘bloke edilemez’ efsanesine sahip ve eşzamanlı (senkronize) çalışan 40 bin Starlink terminalini devre dışı bıraktı ve kapattı. İran fiilen Beijing’in gelecekteki Tayvan savaşı için bir laboratuvara dönüştü… yeni ortaya çıkan ayrıntılara göre, kapatma ileri Çin teknolojisi ve Rus teçhizatı (hardware) kullanılarak yapıldı… sonuç, rejimin interneti karartmasını by-pass etmek amacıyla ülkeye kaçak sokulan 40 bin Starlink terminalinin neredeyse topyekun felç edilmesi oldu…”
Amerikan sermaye çevrelerinin ünlü dergisi Forbes yorumunu “Öldürücü Anahtar – İran, Musk’ın Starlink’ini ilk kez kapattı” başlığı altında verdi:
“Böyle bir şey daha önce görülmedi… Bu, olağan internet kapatıldığı zaman protestocuların ve rejim karşıtı aktivistlerin kullanması için tasarlanan B Planı açısından, oyun değiştirici oldu…”
Forbes, Başkan Trump’ın Musk ile görüşerek İranlı protestoculara yardım edecek bir çözüm bulmasını istediğini, maliyetinin hiç önemli olmadığını ekliyor.
İsrail’de aşırı sağ görüşleriyle bilinen Kanal 14 TV kanalı diplomasi uzmanı Tamir Morag ise, halkın arasına karışan silahlı profesyonel protestocuların zaten aşikar durumunu anlatıyor:
“Bu akşamki Kanal 14 ana haberlerinde açıkladık: Yabancı unsurlar, İran’daki protestocuları gerçek silahlarla teçhiz ediyor. Rejim unsurlarından yüzlercesinin öldürülmesinin nedeni bu. Ne hakkında konuştuğumuzu herkes serbestçe tahmin edebilir.”
Amerika’da yaşayan İran uzmanı Trita Parsi’nin analizleri doğrulanmış görünüyor:
“Rejimden kopuşlar yerine, tersini görebiliriz. Bu gibi durumlarda kendini dışarda tutan ve protestocuları karşısına almak istemeyen İran ordusu, bu kez ‘ülkenin kamu güvenliğinin altını oyan… düşman terörist grupları’ ezmek için harekete geçebileceği açıkladı… inkar edilmesi imkansız dış tehditlerin varlığı – Trump ve İsrail’in ikisi de protestolar başlamadan önce İran’ı bombalama tehdidinde bulundu – ülkede çok farklı bir dinamik yaratılmasına katkı yaptı.”
* * *
İran 1906’da, bizdeki İkinci Meşrutiyet ilanından iki yıl önce, “İnkılab-ı Meşrutiyet” adı altında Anayasal Yönetim Dönüşümü başlattı, Ortadoğu’nun en modern anayasalarından birini yürürlüğe koydu.
2. Dünya Savaşı sonrasında demokratik seçimle Başbakan olan “Cebhe Milli” partisi lideri Muhammed Mussaddık’ın iki büyük hedefi vardı: Demokrasiyi güçlendirmek ve petrolü millileştirmek.
İngiliz petrol şirketinin millileştirilmesi üzerine ABD-İngiltere ikilisi, Ajax Operasyonu adını verdikleri bir planla 1953’te Mussadık hükümetini devirdi, Şah Rıza Pehlevi’yi iktidara getirdiler.
Şah’ın acımasız baskı ve zulüm rejiminin en büyük destekçisi Amerika oldu, o sayede uzun yıllar ayakta kalabildi. Muhalifler, Tahran’daki uğursuz Evin Hapishanesi’nde işkenceden geçiriliyordu.
Demokratik muhalefete yaşam imkanı vermeyen ortamda, 400 yıldır ülkenin hemen her köşesine kök salmış Şia teşkilatlanması en avantajlı doğal direniş ağını oluşturuyordu.
Sadece din adamı değil kurnaz bir politikacı olduğunu da kanıtlayan Ayetullah Humeyni, komünistler ve liberaller dahil cılız kalmış tüm muhalif unsurlarını değişik vaatlerle Şah rejimini devirme hedefi etrafında topladı.
Humeyni 1979’deki “İslam Devrimi” ile Şahı devirerek başa geçtikten sonra, başka dikta özentilerinin de sıklıkla uyguladığı gibi, iş birliği yaptığı diğer unsurları tasfiye etti ve “Velayet-i Fakih” düzenini kurdu.
Humeyni’nin Şia yorumuna göre, 12. İmam Mehdi gizlendiği yerden çıkana dek, yani kıyamete kadar iktidar, İslam hukuku (fıkıh) konusunda uzman bir Fakih, yani bir din aliminin elinde olmalıydı.
İran bu kez, Şia kisvesi altında bir baskı ve zulüm rejiminin eline düştü.
Aslında Velayet-i Fakih düzeni Şia’da yoktur, Humeyni’nin imal ettiği bir kuramdır. İran kökenli ve Irak’ın Necef havzasında yaşayan hakiki Şia alimi Büyük Ayetullah Sistani de öyle söyler.
Şah veya Mollalar rejimi mi daha baskıcı ve zalimdir kıyaslaması abestir. İran halkı sıtma ile veba arasında seçim yapmak zorunda değildir.
Amerika 73 yıl önce Mussadık’ı bir darbeyle devirmeseydi, çok büyük ihtimal İran’da demokrasi bugün daha gelişmiş bir noktaya varmış olacak, tüm Ortadoğu herhalde daha farklı bir konumda bulunacaktı.
Şimdi İran halkı 73 yıldır acı çekiyor.
* * *
İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan Amerika liderliğindeki dünya düzeni (the US-led world order) açısından, 80 yıldır değişen az şey var.
Amerika eskiden başka ülkelerde darbeleri veya rejim değiştirmeyi saklamaya çalışarak, utanç duyarak yapardı. Mesela Mussadık’ı devirdikleri Ajax Operasyonu gizliydi ve o günlerde açıkça üstlenmediler. Washington o darbeyi ancak 60 yıl geçtikten sonra 2013’te itiraf etti ve kabullendi.
Artık utanma duyguları kalmadı, her şeyi açık yapıyorlar.
Dilediği zaman İran’a veya gücü yeter gördüğü her yere saldırıyor. Başta ABD Başkanı en üst düzey politikacılar bombalayacaklarını, ülke liderlerini yok edebileceklerini, rejimleri değiştirmek istediklerini ve hemen her türlü eşkıyalığı tasarladıklarını kamuoyu önünde açıkça konuşuyor ve tartışıyorlar.
Bu küresel düzen sürdürülebilir değil ve değişmek zorunda.
