21.10.2026
Foto: Hewsel Bahçeleri
Öncelikle 21 Ekim Dünya Diyarbakırlılar Gününü kutluyorum.
Diyarbekir ortak paydasında nice buluşmalara, dayanışma ve kardeşliğe vesile olmasını diliyorum.
Diyarbakır’ı yazmak kolay değildir. Zira Diyarbakır aşktır, aşk yazılmaz yaşanır.
Açıkça belirtmeliyim ki benim için Diyarbekir tarifi imkânsız bir Özlem, bir Sevda, bir Tutku, bir Aşktır. Aşkı kim yazabilmiş ki ben yazayım?
Yine de günün önemini hatırlatmak için Diyarbakır’la ilgili duygularımı paylaşmak istedim.
Ülkemizde hemen her şehrin bir kutlama günü vardır. Hemen herkesin yüreğinde ‘memleket’ bildiği veya doğduğu yerin bir sevgisi ve özlemi vardır. Nereye giderse gitsin bu özlemi yüreğinde taşır. Bazıları çocukluğunda oynadığı sokağını, türkülerini, folklorunu, fıkralarını, yemeklerini unutmaz ve özlemini çeker.
Diyarbakır da bu anlamda kimi insanlar için doğduğu yerdir, kimileri için yaşadığı şehirdir ve bu nedenle sever ve sevgisini yüreğinde hisseder. Kimileri de uzaktan sevmek zorunda kalır, yemeklerinin, sokaklarının, tarihi yerlerinin özlemini çeker.
Herkesin memleketini sevdiği gibi Diyarbakırlıların da bu bağlamda memleketlerini sevmesi doğal bir duygudur.
Bu nedenle duygusal yönüyle Diyarbakır’ı diğer memleketlerden farklı görmek, ayrıcalıklı bilmek gerçekçi olmaz. Çünkü herkes Diyarbakırlılar gibi memleketine sevdalı olabilir.
Ancak belirtmek isterim ki Diyarbakır; gastronomiyle (içli köfte, dolma, meftuna, güveç, ciğer kebabı, burma kadayıfı gibi lezzetli yemek ve tatlı çeşitleriyle) veya folklor ve türkülerle tanıtılacak sıradan bir şehir değildir.
Diyarbakır’ı diğer şehirlerden farklı kılan, Diyarbakırlı olmak veya orada doğmak ve orada yaşamak da değildir. Dünyanın neresinde olursa olsun, Diyarbekir’i bir aidiyet kimliği ile içselleştirmek ve yaşamaktır onu farklı kılan.
Tarihini bilmek de yetmez, Onu bilinç haline getirmeden, anlamadan, zihninde anlamlandırmadan yaşanmaz.
**
Diyarbekir kadim bir medeniyet şehridir, sevgisi ve özlemi yeterli değildir, Onu bir KİMLİK olarak içselleştirmek gerekir.
Bu kimlik bir etnik, inanç, ideoloji kimliği değil, bir Medeniyet, Asalet, Mezopotamya ve İnsanlık kimliğidir. En önemlisi de ortak bir AİDİYET kimliğidir.
Çok etnisiteli, çok kültürlü, çok dinli, çok dilli gibi çoğulcu bir Medeniyet kentidir Diyarbekir.
Bu kente aidiyet hissetmek için böyle bir medeniyeti içselleştirmek gerekir. Diyarbakırlıları farklı kılan da bu bilinçtir. Tarih ve medeniyet bilinci olmayanların sevgisi duygusallıktan öteye geçemez.
Gerçekte Diyarbakırlı olmak bu bilinçle tarihine, köklerine, doğasına sahip çıkmaktır. Çoğulculuğu barış ile korumasını bilmektir.
Cahit Sıtkı Tarancı böyle bir bilinçle yazmıştır:
Memleket isterim
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.
Memleket isterim
Ne başta dert ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.
Memleket isterim
Ne zengin fakir ne sen ben farkı olsun;
Kış günü herkesin evi barkı olsun.
Memleket isterim
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikâyet ölümden olsun.
**
Dünyada medeniyet kentleri oldukça fazladır ancak medeniyet üreten kentlerin sayısı azdır. Diyarbekir medeniyet inşa etmiş bir kenttir.
Medenileşme eğilimi kadar medeniyete güç sağlayan kaynaklar da önemlidir. Biliyoruz ki medeniyet öncüleri peygamberler, filozoflar, bilim insanları ve bilge kişilerdir. Bu insanların fikirleri, buluşları, icatları medeniyet yolunu açar.
Salnamelerde Peygamber oldukları yazılı Nebi Zülkif, Nebi Elyesa, Nebi Harun ve Nebi Hallak türbelerinin olduğu Diyarbekir, ‘Peygamberler diyarı’ olarak da bilinir.
Bu kadar peygamberin medfun olduğu kaç şehir vardır dünyada?
Dicle Nehri, Kırklar ve Karacadağ’ı, Hewsel bahçeleri, Hamravatı, Aynulkebirleri, Büyük İskender’in ordusuyla konakladığı Bırqıleyni, güneşi, toprağı, suyu ve havasıyla benzersiz bir coğrafyanın adıdır Diyarbekir.
Medeniyet bilinciyle inşa edilen muhteşem Surları, Fiskaya ve Ben-u Seni, Kiliseleri ve Camileri, Hanlar-Hamamlar ve Saraylarıyla kadim bir şehir olmayı hak etmiştir Diyarbekir.
Camii Kebir’i, Hz. Süleyman Camisi, Dört Ayaklı Minaresi, Mervani Köprüsü (On gözlü), Malabadi sadece sanat değil, hikayeleri ile anlam kazanan özel eserlerdir. Bazalt taşlı evleri, tarihi köşkleri, Küçeleriyle (sokaklar) özel bir şehirdir Diyarbekir.
Yıkanlar, yakanlar, yağmalayanlar, tahrip ve talan edenler utansın!
Medreseleri ve müderrisleriyle, ilim ve ulemasıyla, hikmet ve irfan ehliyle, aydın ve entelektüelleriyle, şiir ve şairleriyle, sanat ve sanatkarlarıyla, müzik ve müzisyenleriyle, gazelhanlarıyla, farklı dillerde icra edilen türküleriyle, çoğulcu kültürüyle saygın bir kenttir Diyarbekir.
Kimliksizleştirenler, tek tipleştirenler, ideolojik kalıplara sokanlar utansın!
Güzel Diyarbekir’i ve bu medeniyetin oluşturduğu fikirleri ve inşa ettiği eserleri yazmaya zaman kafi gelmez ancak bütün bunları anlamak için de Diyarbakırlı olma bilinci gerekiyor!
Diyarbekir, medeniyet bilinci olanlar için ortak bir aidiyet ve üst kimliktir. Ben de bir kimlik ve aidiyet olarak şerefle taşımaya devem edeceğim.
“DİYARBAKIR’DAN UZAKTA YAŞANIR AMA DİYARBAKIR’DAN UZAK KALINMAZ!”
**
Ah Diyarbekir!
Dermanı Diyarbekir’de ararken derde düştüm,
Terki Diyar eyledim aşka düştüm,
Ah-u zar eyledim ateşe düştüm,
Yakıp kül eden derdi Diyar imiş!