Abdulbaki Erdoğmuş:  İmamoğlu vizyoner bir lider mi?

25.09.2026

Bir parti liderliği veya başkanlık bağlamında değerlendirmiyorum. Serbest kalması durumunda bir parti lideri, hatta cumhurbaşkanı olması kuvvetle muhtemeldir.

İmamoğlu’nun siyasi geleceğini, davalarının içeriğinden ve alacağı muhtemel cezalardan bağımsız olarak değerlendirmeye çalışıyorum.

Davaların hukuk açısından ne ifade ettiği ve nasıl sonuçlanacağı gibi tartışmaları değerlendirme dışında tutuyorum ancak ortaya çıkacak siyasi sonuçları görmezden gelmek elbette mümkün değildir.

Asıl soru şu:

*Ekrem İmamoğlu, kendi kişisel davasının konusu olmaktan çıkıp Türkiye’nin siyasi geleceğinin konusu olabilir mi? *

Bence İmamoğlu’nun önündeki asıl siyasi mesele budur.

Çünkü bir siyasetçinin geleceğini yalnızca mahkeme kararları belirlemez. Siyaset, hukuki süreçlerin dışında da yapılır. Toplumda karşılık bulan bir siyasi dil, doğru kurulmuş bir siyasi organizasyon ve insanlara geleceğe dair bir söz söyleyebilme kapasitesi, en az hukuki gelişmeler kadar önemlidir.

İmamoğlu’nun bugün karşı karşıya olduğu durum, onu ister istemez kendi geleceğini savunmaya zorluyor.

Bu bağlamda kişisel davasına yoğunlaşması doğal görülebilir. Bu nedenle dahi sevenleri ve taraftarları ilgiyle izliyor olabilir. Böyle bir ilgi, kendisini parti liderliğine ve cumhurbaşkanlığı makamına da taşıyabilir. Ancak bu beklenti sadece muhalefetin bir bölümü ve arayış içinde olanlar için geçerlidir.

Böyle bir liderlik dar alanda kalmaya mahkumdur. Dar alanda siyaset yapmakla da vizyoner lider olunmayacağını biliyoruz.

Türkiye’nin sorunlarını konuşan, farklı toplum kesimlerinin beklentilerini siyasetinin merkezine koyan ve insanlara yeni bir gelecek fikri sunan bir siyasi liderin çok daha geniş bir alanda zemin bulması gerekir.

**

Türkiye’nin bugün geniş alanı kuşatacak bir siyasete ve vizyoner lidere ihtiyacı var.

Ekonomik sıkıntılar, hayat pahalılığı, işsizlik, gençlerin gelecek kaygısı, hukuk ve adalet tartışmaları, kurumlara duyulan güvensizlik ve giderek büyüyen yurt dışına gitme arzusu siyasetin gerçek gündemini oluşturuyor.

TÜİK’in 2025 verilerine göre 15-24 yaş grubunda genç işsizlik oranı yüzde 15,3. Aynı yaş grubunda ne eğitimde ne istihdamda olanların oranı yüzde 23,3. 2025 yılında Türkiye’den yurt dışına 403 bin kişi göç etti, yurt dışına gidenler arasında 20-24 yaş grubu en yüksek paya sahip yaş gruplarından biri oldu.

Bu sayıların her birinin arkasında çok farklı ve başka bir hayat var.

Üniversiteyi bitirip iş bulamayan gençler var. Çocuğunun geleceğinden endişe eden anne-babalar var. İşini büyütemeyen esnaf var. Hukuka güvenmeyen vatandaşlar var. Adaletsiz uygulamalardan mağdur olan milyonlar var.

Siyasi görüşleri nedeniyle kendilerini dışlanmış hisseden kesimler var. Türkiye’de kalmak ile başka bir ülkede yeni bir hayat kurmak arasında tercih yapmaya çalışan bir gençlik var.

**

Kuşkusuz sorunlar bunlardan ibaret değildir.

Türkiye’nin toplumsal yapısı bundan çok daha karmaşık ve daha büyük sorunlar içermektedir.

Laikler var. Atatürkçüler var. Sosyal demokratlar var. Solcular ve sosyalistler var.

Muhafazakar demokratlar var. Milliyetçiler var. Gençler var. Kadınlar var.

Aleviler var. Türkler var. Kürtler var. Muhafazakar Kürtler var. Seküler Kürtler var. Dindar insanlar var.

Kendisini hiçbir siyasi kimliğin içinde görmeyen milyonlar var.

Bu kesimlerin tamamının aynı şeyi düşündüğünü söylemek mümkün değil. Zaten mesele de bu değil.

Asıl mesele, bu farklılıkların içinden “ortaklaşabilecek duyguyu, ortaklaşabilecek ihtiyacı ve ortaklaşabilecek siyasi zemini bulabilmek.”

İşte siyasi liderlik bunu başarabilmektir.

Herkesi aynılaştırmak değil, farklılıkları koruyarak insanları ortak bir gelecek fikri etrafında buluşturabilmek.

İhtiyacımız olan siyasetin ve siyasi liderliğin bu bağlamda değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Peki bu bağlamda Ekrem İmamoğlu’nun siyasi lider olma imkanı var mı?

Gelecek yazımızda …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir