20.09.2026
Bir gece vakti Larry Stack, “son derece önemli bir ithamla” suçlandığı için Garda Ulusal Hizmetler Bürosu (GUHB) tarafından sorguya çekiliyor (*). Sorguyu yapanlar Dedektif Komiser Stamp ve Dedektif Burke. Ülkede Olağanüstü Hal Kanunu ilan edilmiştir, bu da GUHB’ye kamu düzenini kendine göre tanzim etme ve koruma hakkı vermektedir. GUHB da bunu bazı ek imkanlar ve yetkilerle kötüye kullanmaktadır.
Öğretmenler Sendikasının başkanı olan Larry, sırf devletin çıkarlarına zarar veriyor gerekçesiyle tutuklanmak ile tehdit ediliyor. Esas soru şu: Ne zamandır devletin çıkarları öğretmenlerin hakkından önce geliyor? Devletin görevi, öğretmenlerin haklarını korumak değil midir?
Gözler hep aynı hikayeyi anlatır: Gör içindeki celladı. Görüyorum ve susuyorum kurbanlarımla beraber. Cellat, kurbanlarımın sorgusuna başlıyor, ben susuyorum, bakmakla yetiniyorum.
Larry ile Eilish’in dört çocuğu var: Mark, Molly, Bailey ve Ben. Amaç, çocukları korumak. Kime karşı? Devleti ele geçirmiş olan sağcı muhafazakar Ulusal Birlik Partisi’ne karşı. Bir yanda Stack ailesi, öte yanda Ulusal Birlik Partisi. Savaş, aile ile parti arasında. Savaş, halk ile devlet arasında. Savaş, özgürlük taraftarları ile diktatörlük tarafları arasında.
Kıyıda mavi bir at var, siz görmüyorsunuz onu. Deniz kenarındayım ve mavi ata biniyorum ve sürüyorum onu uzaklara. Herkesi ve her şeyi arkamda bırakıyorum. Işıklar içinde koşan mavi atımın üzerinde hiç yaşlanmıyorum. Hiç uyanmak istemiyorum rüyamdan. Ülke tam bir karabasan. Dünyanın bir geleceği yok.
Bir gece Carole Sexton’dan Larry ile Eilish’e telefon gelir: Büyük sözcü Jim Sexton, bir haftadır GUHB tarafından götürülmüştür ve kimse ondan haber alamıyordur. Asıl soruyu Eilish sorar Larry’e: Olağanüstü Hal Kanunlarıyla anayasal haklarının ne kadarı yok sayılabilir? Cevap korkutucu: Onların istediği kadar. Onlar bu gerçeği görüyorlar.
Yine ayaktayım. Babamın bahçesini seyrediyorum. Eski anılar ıslak yaprakların üstüne kazınmış, aklım bir yerde, kalbim başka bir yerde. Hafızamın bana hayrı yok. Birileri maziden sesleniyor bana: Önüm arkam sağım solum sobe, saklanmayan ebe! Gizli polisten farkı olmayan GUHB tarafından sobelenmekten korkuyorum. Onlar yuvamı dağıtmak, ailemi parçalamak istiyor. Onlar İrlanda ulusunun birliğine kastetmişler. Kendilerine itaat etmeyenlerin sesini kısıyorlar, tutukluyorlar, ortadan kaldırıyorlar. Onlar hangi ara iktidara gelip başımıza musallat oldu? Kim onlara geçit verdi? Aileler neden onların gerçek yüzünü görmedi? Belki de sorun bizde baba: Gerçek değerlerimizi kaybettik, yüzümüzü yönümüzü yitirdik ve onlara istikameti onlara kaptırdık. Şimdi bunun cezasını çekiyoruz. Onlar gerçekleri değiştirerek amaçlarına ulaştılar, yeni bir ulus inşa ettiler. Suyu bulandırdılar, biz bakmakla yetindik. Başka şeylerle, mesela bilimle, sanatla, eğitimle uğraşıyorduk.
Alison O’Reilly’nin üç haftadır işine gitmemiş olması, aslında tehlikenin her yerde olduğunun göstergesi. Ulusal Birlik Partisi, GUHB ile her yere sızmıştır ve kendini kanun üzerinde görmektedir. Polislerin protestocuları coplaması ile Larry’nin eve gelmemesi aynı anda denk gelmesi tesadüf olmasa gerek. GUHB, Stack ailesine en ölümcül darbeyi vurmuştur diğer ailelere vurduğu gibi.
Yukarıya, göğe bakıyorum tanıdık bir şeyler görmek için. Göremiyorum ama her şey ve herkes yabancı. Aslında ben koptum gerçeklikten, daha doğrusu kopmak istedim. İçimdeki çözülmeyi tanıyamıyordum, yüzüme yağan yağmurun ıslaklığını hissedemiyordum.
Michael Given, Eilish’i evinde ziyaret eder ve acı gerçekleri ona söyler: Devlet, Larry gibi güvenlik riski taşıyanları, Curragh’taki gözaltı kampına koyuyor. Gazeteci Philip Brophy tutuklandı. Devlet, gulyabani gibi evlere dadanıp aile babalarına musallat olurken uluslararası hukuk suskun. Avrupa’nın birçok ülkesinde Ulusal Birlik Partisi gibi partiler yükselişte ve GUHB gibi kurumlar da devleti ele geçirmiş vaziyette.
Unutuyorum mutluluğu. Geçmişte kaldı diyor, kuşlar ve ağaçlar. Gerçekten mutlu muydum bir zamanalar? Hatırlamıyorum. Çocuklarım gözlerimin önünde kayboluyor, aynı hafıza karesinde tutamıyorum onları. Mark düşlerini, Molly geceliğini, Bailey terliklerini, Ben gülüşünü kaybetmiş. Görüyorum ve hiçbir şey yapamıyorum. Dünya kaosa yenik düştü, yerküre havaya uçtu ve güneş aydınlık ışıklarının yerine karanlık oklar fırlatıyor üzerimize.
Eilish en büyük oğluna ve bebeğine pasaport için başvuruyor ama kocasından dolayı güvenlik riski taşıyor gerekçesiyle ona E107 mülakat formu veriyorlar. Bu bir bahane. Pasaport vermek gibi niyetleri yok.
İçerideyim ve kendimi tutukluymuş gibi hissediyorum. İçeriye vahşi bir hayvan giriyor, etrafımda dolanmaya başlıyor. Değişik bir yaratıkmışım gibi beni kokluyor. Yiyecekmiş gibi bana bakıyor. Onunla göz göze gelmemeye çalışıyorum ama o içimdeki bütün savunma sistemlerinin çöktüğünü hissediyor. Boynumda onun iğrenç nefesini hissediyorum. Gevşersem üzerine atılacak, beni yiyecek, kalan parçalarımla alay edecek.
Eilish’in tuttuğu avukat Anne Devlin gerçeği olduğu gibi söylüyor: Ulusal Birlik Partisi yargıya adamlarını yerleştirdi, devleti ele geçirdi ve istediği her şeyi yapma gücüne sahipler.
Çocukların sensiz büyümesi bana onulmaz acılar veriyor. Kardelenler açıyor, sen görmüyorsun. Ben, desteksiz yürüyor, sen yanında değilsin. Bailey’in kaşları karardı senden uzakta. İç sesimi eskisi gibi duyamıyorum sen yanımda olmadığın için. Yanımdan geçip giden yüzleri tanıyamıyorum, yüzümü göremiyorum, yüzünü hatırlayamıyorum.
Eilish, Dedektif Komiser Stamp’ın eşini ziyaret ediyor evinde ama onun yüzünde sadece “devletin kibirli bakışını” görüyor. Kadın, Eilish’e hakaretler ederek onu evinden kovuyor.
Ailemi bir arada tutmak için dikkat çekmemeliyim ölü taklidi yaparak. Çocuklar bunu bilmiyor. Onlar sadece babalarını istiyorlar, devletin karanlık yüzünü tanımıyorlar. Sessizliğin dilini öğretmeliyim onlara. Yeni kayıpların olmaması için ölü taklidi yapılarak nasıl yaşanılır, öğretmeliyim onlara.
17 yaşındaki Mark’ı askere çağırıyorlar. Colm Perry, Eilish’e “oğlunu dışarı çıkar” diyor. Eilish, tutuklanan çocuklardan iki tanesinin işkence yapılmış cesetlerinin ailelerine teslim edildiğini öğreniyor. Bu olay yoğun protestolara neden oluyor.
Beyaz giyineceğiz. Tepeden tırnağa barışın rengine bürüneceğiz. Eski günlerimize kavuşmak için meydanlara ineceğiz. Onların çocuklarımızın cesetleri üzerinde yeni bir gelecek kurmalarına müsaade etmeyeceğiz.
Asayiş sağlanana dek okullar süresiz tatil ediliyor. Askerler ATM’lerin, bankaların, AVM’lerin başında yani her yerde bekliyor. Güvenlik önlemleri had safhada.
Hayalimdir: Baharın yüreğinde söğütler ve kavaklar patikaya gölge olurken ışıklar içindeki kuğuların süzülmesini izlemek. Böyle olmuyor ama. Ağaçlar körleşiyor, çiçekler toprağa çekiliyor, dünya kışa teslim oluyor, kuğular ve Mark karanlığa karışıp gidiyorlar.
Şehirde askeri devriye aracı hedef alınıyor, iki asker hayatını kaybediyor. Corc’taki gezici mahkeme bombalanıyor. Silahlı başkaldırı bütün ülkeye yayılıyor, askerler devletin ordusundan kaçıp özgür orduya katılıyor. Mark da onlardan biri.
Biliyorum havanın hafızası var. Gökteki baharın zirvesi göz kırpıyor bana; umursamıyorum. Kırlangıçlar dans ediyor gözlerimin önünde; dönüp bakmıyorum. Ebabiller ne söylüyor; hiç bilmiyorum. Kuşların geri dönüşünde geçip giden koca bir ömrü görüyorum ve susup kalıyorum elim biçimde.
Cinnet geçirmiş ruh hali ülke geneline yayılmış durumda. Evlerin duvarlarına kırmızı boyalarla “vatan haini” yazılıyor, arabaların camları parçalanıyor, vitrinler indiriliyor, duvarlar tahrip ediliyor. Eilish de bundan nasibini alıyor. Bunların arkasındaki gücün GUHB olduğu biliniyor. Eilish’in işine son veriliyor. Devlet güçlerinin, Jim Sexton’u öldürdüğü biliniyor.
Hayatımın her anını ele geçirip tüketen sessizliği elimi uzatsam tutabilirim. İsyan yüklü, kan yolu, gözyaşlarıyla yoğrulmuş, umutla bilenmiş, acıyla kuşatılmış bir sessizlik bu. İsyanın mantığını görüyorum. Onlar bizden bir parça kopardıkça, sessizlik kaplıyor alınan parçanın yerini. Onlar bizim sessizliğimizden güç alıyorlar. Bir gün gelecek patlayacak sessizliğimiz. O gün kim ölür, kim kalır?
Yeni bir kararname ile ülkede yabancı medya kuruluşlarını dinlemek ve izlemek yasaklanmıştır. Yurt dışı haber kanalları engellenecektir. İnternet planlı olarak kesilecek, denetim altına alınacaktır.
Havada asılı duran toz kokusunun içinde kalakalıyorum Larry ile genç hallerimizden yadigarlar geçip gidiyor gözlerimin önünden, ellerimi uzatıyorum ama yakalayamıyorum onları. Benliğimi katlayıp kolilerin içine yerleştiriyorum ve bir kenara koyuyorum. Karşımda sıra basıp unutulan başka benlikler görüyorum; kendi gerçeğimden kaçamıyorum. Benden, Stack ailesinden geriye ne kalacak? Bir tutam endişe ve umut mu? Larry’i yanımda hissediyorum, hep benimle o. Larry’in yanında yasım var, yani kayıplarımın acısı, yaşamın ağır yük. Kulağıma fısıldıyor Larry: Hayat, insan kılığına girmiş ölümdür.
Şehir, devlet güçleri ve isyancılar arasında ikiye bölünmüştür. Roketler, havan topları, bombalar havada uçuşmaktadır. Gidemeyenler, patlamalar arasında ölüm-kalım mücadelesi vermektedir. Eilish’in kız kardeşi Aine, babaları Simon’u yanına aldırır.
Babam taş gibi yatıyor hatıraların gölgesinde. Hepten kaybolmaya az kaldı. Gökten ölüm yağıyor. Yerdeki yaşamlar göklerden yağan ölümlere yetmiyor. Karanlık bir boşluktan başka bir şey değilmiş hayat.
Bailey, bombardımanda yaralanıyor. Eilish, oğlunu Saint James Hastanesi’ne getiriyor ama gece yarısı “yukarıdan gelen bir emirle” çocuğu Saint Bricin Askeri Hastanesi’ne götürüyorlar. Eilish, aynı hastanenin morgunda oğlunun 24 numaralı cesedini teşhis ediyor.
Karşımda oğlumun mahvedilmiş huzurlu yüzü, teni çamaşır suyu kokuyor. Biliyorum benden sonra oğlum çamaşır suyu olup içimi yakacak sonsuza dek. İçimde bükülmüş halde duran bir şey kırılıyor ne olduğunu bilmediğim. Haykırışım bütün bir evrene ulaşıyor. Oğlumun cesedinde anılarım canlanıyor. Onun yerine ben ölmeliydim. Elimi onun yumuşak yüzüne sürüyorum, kan kaplı saçları bebeksi. Benim güzel çocuğum, sana ne yaptılar böyle. Yüzün mosmor olmuş, çürüklerle kaplı. Dişlerin eksik ve kırık, hayatımız gibi, düşlerimiz gibi, geleceğimiz gibi. El ve ayak tırnakların kökünden sökülmüş, baharı görmeyen bir ağaç gibi. Dizlerinin ön tarafı matkap ile delinmiş, içi oyulmuş kara toprak gibi. Hala öylece yerinde duruyor gövdendeki sigara yanıkları. Sana ne yaptılar.
Son bölümde Eilish beraberinde Ben ile Molly, ülkeyi terk ederler, kendilerini sınırlara vururlar. Deniz yoluyla kaçmaya çalışırlar.
Merhametten sevgi gelir, dünya tekrar sevgiyle kurtulabilir. Asıl kibir, dünyanın sen yaşarken ani bir olayla yıkılacağını düşünmekmiş. Biten benim hayatımmış, sadece benim hayatım. Bütün peygamberler aynı şarkıyı söylermiş: Kalkar el, iner kılıç, yanıp yıkılır dünya. Dünyaya çarpar güneş gün ortasında ve karanlığa savrulur yamyam küre. Kıyamet kopar bir yerde, bir şehirde, bir evde ve bir kişide.
………………..
(*)- Peygamberin Şarkısı İrlandalı yazar Paul Lynch’ın 2023’te yayımladığı romanıdır.