M. Ergün Mirzade: Kontrol Gücü üzerine felsefi eskizler

25.05.2026

Eski Yunan filozofu Epiktetos, “Kılavuz Kitap” (Encheiridion) adlı eserine “Bazı şeylerin kontrolü elimizdedir; bazı şeylerinse değil” cümlesiyle giriş yapar. Bu cümle Stoa felsefesinin neredeyse özet olarak tek cümleye indirgenmiş hali gibidir.

Stoa felsefesi, insanın güçlü ve mutlu olmasını esas alan ve algı, irade, eylem birlikteliğini öğretisinin merkezine koyan Antik Yunan orjinli felsefe akımıdır.

Ayrıca Stoa felsefesinin psikolojiye olan ilişkisini ifade etme adına şu bilgiyi de paylaşmak isterim. Bilişsel Davranışçı Terapi’nin kurucusu Amerikalı psikiyatrist Aaro T. Beck, bu başarılı ruhsal tedavi tekniğini büyük oranda Stoa felsefesinin uygulamalarından faydalanarak geliştirmiştir.

Felsefede Epiktetos’un ifade ettiği yaşamsal davranış realitesi analizine ‘kontrol ikilemi’ adı verilir. Yalnız filozofun buradaki kavramlaştırmasını biraz irdelediğimizde bazı sorunlarla karşılaşırız. Şöyle ki, Epiktetos burada ikili bir tasnif sunmuş gibi görünse de savunduğu felsefe bütüncül olarak ele alındığında aslında kastettiği üçlü bir tasniftir. Biz buna ‘üçlü kontrol yönetimi mekanizması’ adını vereceğiz.

Bu mekanizma şu olasılıklardan oluşur:

a) Bazı olgular üzerinde tam bir kontrol gücüne sahibiz.

b) Bazı olgular üzerinde kısmi bir kontrol kabiliyetine haiziz.

c) Bazı olgular üzerinde ise hiçbir şekilde kontrol yetisine sahip değiliz.

A) Tam kontrol gücüne sahip olduğumuz şeyler

1- Amaç ve niyetimiz.

2- Sahip olduğumuz yargılarımız. Neye iyi ve kötü, neye çirkin ve güzel dediğimiz veya doğru ve yanlış kavramlarıyla ilgili değerlendirmelerimiz.

3- Düşüncelerimiz.

4- Arzularımız veya kaçınmalarımız.

Dikkat edilirse kontrol sahibi olduğumuz şeyler aslında bizim iç dünyamıza aittir ve doğrudan irademizle ilişkili olan kavramlardır. Epiktetos, bu kısımla ilgili Kılavuz Kitap’ta şöyle bir cümleyle değerlendirmesini yapar:

“Bize bağlı olan şeyler tabiatımız gereği özgürdür; engellenemez ve başkasına bağımlı değildir.”

Filozofumuzca burada anlama kavuşturulmak istenen, dış dünyamızda gerçekleşen şeyler ne olursa olsun, nasıl bir düşünce üreteceğimize ve nasıl bir tepki ve yanıt vereceğimize bizim karar vereceğimiz gerçeğidir.

Kişinin asıl yoğunlaşması gereken alan burasıdır. Stoa felsefesinde hedeflenen “nihai dinginlik hali”, buradan hareketle zamanla ve istikrarlı tekrarlarla elde edilebilir.

B) Kısmi kontrol sahibi olduğumuz şeyler

Hem bizim içsel dünyamız hem de dışsal faktörlerin birlikte etki ettiği olguları ifade eder. Sözgelimi kişinin yapacağı bir boks maçı için çok iyi hazırlık yapması, maçı kazanma olasılığını sadece artırır fakat kazanmayı kesinleştirmez. Bu içsel dünyamızla ilgilidir ve burada kontrol tamamen bizdedir. Ancak bu durum bütünüyle istediğimiz sonucun gerçekleşmesini garantilemez.

Burada rakibin sahip olduğu avantajlı veya dezavantajlı durumlar maçın sonucunu etkileyecek diğer önemli parametrelerdir. Kişinin yapabileceği tek şey kazanmak için üzerine düşen tüm ödev ve sorumlulukları yerine getirmek ve sonrasında gelişecek neticeyi kabullenmektir. Sonuç galibiyet de olabilir yenilgi de.

C) Üzerinde hiçbir kontrol gücüne sahip olmadığımız şeyler

Burada içsel dünyamızın ve iradi yönelimlerimizin bütünüyle devre dışında kaldığı olgular bahis konusudur. Sözgelimi, belli kanunlara tabi bir gök olayı olan güneşin doğuşu ve batışı veya çok sevdiğimiz bir yakınımızın vefatı gibi değiştirilmesi kişinin müdahale edip neticeyi değiştirmesinin imkansız olduğu durumlar bu kategoridedir.

Bu tür durumlarda tavsiye edeceğimiz psikolojik davranış ve yaklaşım ise söz konusu olgunun değiştirilemez oluşuna dair geliştirilen kabullenmenin zamanla teslimiyete dönüşmesidir.

Sonuç bağlamında ifade edecek olursak:

Eğer kişi ‘psikolojik bir konfora’ kavuşmak istiyorsa, bu üç olası davranışsal durumu ayırt ederek ve bunlara yanıt olarak verilen çözümleri gündelik yaşantısında sürekli uygulayarak algısını, iradesini ve eylemini rasyonel bir zemine oturtabilir. Böylelikle pozitif bir ruhsallığa erişebilir.

Aksi takdirde, Alman teolog Dietrich Bonhoeffer’e ait bir tespit olan “Yanlış trene bindiyseniz, koridorda ters tarafa koşmanızın hiçbir yararı olmaz” ifadesindeki çelişik ve çaresizlik barındıran hakikati temsil eden bir psikolojik kaos durumu kaçınılmaz olur.

(Dietrich Bonhoeffer’e ait yukarıdaki söz, yanlış bir şekilde sıklıkla Friedrich Nietzsche’ye atfedilmektedir) (*).

………

(*)-  Diyarbakır’ın Lice ilçesinde doğan M. Ergün Mirzade hukukçu, psikolog, eski fizik-matematik öğretmeni ve yazardır. Uzun yıllar eğitim camiasında fizik ve matematik alanlarında çalışan Mirzade, daha sonra hukuk ve psikoloji alanlarına yönelerek çalışmalar düzenlemiştir. İki kitabı ve değişik makaleleri yayınlanmıştır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir