20.04.2026
Amerika-İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı vahşi saldırı, İran’da büyük fiziki yıkıma ve on milyonlarca İranlı’nın yaşam koşullarında ciddi bir kötüleşmeye neden oldu.
Türkiye ve dünya ekonomisi derinden etkilendi.
Peki, Amerika-İsrail saldırganlığının gerekçeleri kendilerine göre neler?
Bu gerekçelerin haklı ve mantıklı bir tarafı var mı?
İki saldırgan devletin kullandığı en önemli dört gerekçe aşağıda.
– İran nükleer silah sahibi olamaz
Başlıca anlaşmazlık konusunu oluşturan bu yargı, Batı’da yaygın şekilde doğru kabul ediliyor ve destekleniyor.
Şimdi ABD ve İsrail, İran’ın düşük oranlarda dahi uranyum zenginleştirmesi yapmasına izin verilmemesini ve tüm nükleer teknoloji çalışmalarına son verilmesini istiyor.
Yaptığım bir araştırmada, Dimona Santralı’nı kullanarak İsrail’in en az 400 nükleer başlık imal edilmesine yetecek kadar plütonyum ürettiğini hesaplamıştım. Uluslararası uzmanların tahminleri de bu sayıyı doğrular.
Ayrıca İsrail’in elinde atom bombasından defalarca daha yüksek tahrip gücüne sahip hidrojen bombası (termonükleer silahlar) da vardır.
En vahimi ise, İsrail’in nükleer doktrinini şekillendiren şu beş unsurdan kaynaklanır: Şeffaf olmama (animut), kamuoyu denetiminin yasaklanması, orantısız güç kullanma alışkanlığı, mahvetme eğilimi (Samson seçeneği) ve uluslararası hukukun dışında kalmak.
Dünyada nükleer silaha sahip bütün devletler, o silahları hangi koşullar altında kullanacağını belirleyen bir “nükleer doktrin” oluşturur ve bunu açıklar. Tek istisna İsrail’dir.
İsrail’in caydırıcılık stratejisi ise David Ben Gurion ve Simon Peres gibi eski liderlerin “Samson seçeneği” olarak adlandırdığı toplu mahvetme zihniyetine dayanır.
İlham kaynağını, öleceğini anlayınca etrafındaki herkesi öldüren Samson hakkındaki Tevrat hikayesinden alan o anlayışa göre İsrail, varlığını tehdit altında görürse bütün askeri gücünü harekete geçirerek çevresindeki herkesi imha etme yoluna gidecektir.
Foto: Pek çok ödül kazanmış Amerikalı araştırmacı gazeteci Seymour Hersh’in, İsrail’in “Samson Seçeneği” üzerine kurulu nükleer silah doktrinini anlatan kitabı.
– İran, bölgedeki vekil güçlerini desteklemesin
Amerika-İsrail’in talebine göre İran, bölgedeki vekillerini, yani Hamas, Lübnan Hizbullahı, Ensarullah (Yemen) veya Irak’taki milis birlikler gibi askeri güçleri desteklemekten vazgeçmelidir.
Ancak bölgede (ve dünyada) en çok vekil güce sahip ülke, Amerika’nın kendisidir.
İsrail ise Amerika’nın bölgedeki bir numaralı vekil gücüdür.
– İran’ın füzeleri menzil ve sayı olarak sınırlandırılsın
Amerika ve İsrail’in bu talebi, her devletin sahip olduğu en temel egemenlik ve kendini savunma hakkından İran’ın vazgeçmesi anlamına geliyor.
– Bölgedeki en büyük istikrarsızlık kaynağı İran’dır
Halbuki bölgedeki en büyük istikrarsızlık ve savaş kaynağı İsrail’dir.
Daha açık bir ifadeyle, 1996’da ilk Başbakan olduğu günden bu yana 30 yıldır Netanyahu’nun izlediği politikadır.
1996’ya kadar İsrail hükümetleri “Barış için toprak” olarak bilinen bir siyaset izliyordu. İsrail 1967 savaşında işgal ettiği Arap topraklarını iade edecek, bunun karşılığında bağımsız Filistin devleti kurulacak ve bölgede barış sağlanacaktı (iki devlet çözümü).
Netanyahu ilk Başbakan olduğu günden beri, Amerika’daki aşırı sağ unsurlarla beraber oluşturduğu ve “Askeri güç yoluyla barış” adıyla bilinen bir siyaset izliyor.
Bu anlayışa göre İsrail, işgal ettiği topraklardan çekilmeyecek, kuvvet kullanarak ve bölgede güçlü görünen ülkeleri (başta Suriye, Irak, İran) istikrarsızlaştırarak, gerekirse parçalayarak barış içinde yaşamayı başarabilecektir.
Ama bu yol İsrail’in sürekli savaş halinde yaşaması anlamına geliyor. İsrail için kendi seçtiği bir felaket senaryosudur, kendi ayağına kurşun sıkması gibidir.
Özetle, Amerika-İsrail ikilisinin saldırganlık gerekçeleri haklı ve mantıklı değildir.
Hiçbir hukuki gerekçeleri de yoktur. Amerika-İsrail’in uyguladığı, vahşi orman yasasından başka bir şey değildir.
* * *
Savaşın en ağır bedelini ödeyen İran halkı oldu.
İki saldırgan ülke Amerika ve İsrail, savaştan önce İran halkına mesajlar gönderiyor ve onları kurtaracaklarını ileri sürüyordu!
Savaş başladıktan sonra Trump gerçek yüzünü gösterdi, İran’ın “bir terör ve nefret ulusu” olduğunu ve İran uygarlığını yok edebileceğini söyleyecek kadar alçaldı.
Orman yasasını benimseyen iki saldırgan devlet, İran’ın sosyal yaşamının temel unsurlarını hedef seçti.
359 sağlık merkezi ve hastane, 32 üniversite, 857 okul, onlarca polis karakolu ve itfaiye merkezi, 20 Kızılay merkezi, köprüler, demiryolları, 23 bin fabrika ve işyeri bombalandı. İran’da çalışan nüfusun yaklaşık yarısı şimdi işsiz kalma tehdidi ile karşı karşıya. Ülkede sefalet ve fukaralık artacak.
Bu savaş nasıl biterse bitsin,
• İsrail’in bölgedeki en büyük istikrarsızlık ve tehdit kaynağı olduğu,
• Amerika’nın “küresel liderlik” sorumluluğunu artık taşıyamayacağı,
belli oldu.
