17.04.2026
Friedrich Karl Dörner, Nemrut Dağı ile özdeşlemiş bir isimdir. Bugün Nemrut Dağı’nın zirvesindeki heykeller hakkında birçok bilgiye, belgeye ve bulguya ulaşmamızı Karl Dörner’in yaptığı çalışmalara borçluyuz.
Onun yaptığı çalışmalar olmasaydı Nemrut Dağı’ndaki heykeller hakkında birçok sır karanlıkta kalırdı. Onun büyük bir azim ve özveriyle yaptığı çalışmalara rağmen heykellerin birçok sırrı hâlâ karanlıkta kalmıştır.
Diyebiliriz ki Karl Dörner, yaptığı çalışmalarla Nemrut Dağı’ndaki tarihi ve mitolojik karakterlerden biri olmuştur. Her insan dünyaya geliş sebebi için kendine bir amaç yakıştırır, bir hedef belirler.
Karl Dörner de dünyaya geliş sebebini, Nemrut Dağındaki heykelleri ortaya çıkarmak, onları tekrar tarih sahnesine sürmek olarak görür; amacına ulaşan müstesna arkeolog tarihçilerden biridir.
Nemrut Dağı’ndaki heykelleri sadece günümüzün gerçeğiyle görmemeliyiz. Günümüzde Adıyaman ile Malatya arasında bulunan Nemrut Dağı’nın zirvesinde yerli ve yabancı ziyaretçisi hiç eksik olmayan heykelleri sadece görülmesi gereken tarihi eserler olarak algılamamak gerek. Bu yanıltıcı olur.
Çünkü heykeller iç içe geçmiş olan Kommagene, Roma ve Pers imparatorluklarının özü, sınırları, savaşları, kültürleri, inançları ve yaşantıları hakkında önemli bilgiler vermektedir. Karl Dörner, “Nemrud Dağı’nın Zirvesinde Tanrıların Tahtları” kitabında bu tarihi gerçeğe bilgilerle, belgelerle ışık tutmaktadır.
Kitap üç bölüm, 19 başlıktan oluşuyor. Dörner bu meşhur kitabında ne anlatır?
Birinci Bölüm: Kommagene’nin Keşfi ve Araştırmaların Başlaması.
Her şey 1881/1882 kışında, Berlin’deki Prusya Kraliyet Bilimler Akademisine Türkiye’deki Karl Sester’den bir mektubun gelmesiyle başlar. Sester’in gönderdiği bu mektupla Nemrut Dağı’ndaki heykellerin dünya sahnesine çıkmaya başladığını görüyoruz.
Burada ilginç olan husus, Feldmareşal Helmuth von Moltke’nin daha öncesinde Nemrut Dağını gezmiş ve heykeller hakkında detaylı araştırmalar yapmış olmasıdır. Moltke’nin bu konudaki görüşlerini 1835-1839 yılları arasında kaleme aldığı Türkiye Mektupları’nda görebiliriz.
Burada bir hususun daha altını çizmekte yarar var: Almanların araştırmacı ruhu. Nerede araştırmaya dayanan tarihi bir eser varsa, orada sıklıkla bir Alman bilim adamı vardır. Almanlar dünyayı iyi tanıyan bir ulustur.
1882’de Otto Puchstein ile Karl Sester, Kommagene’ye keşif yolculuğuna çıkıyor ve başarılı oluyorlar. Dörner o yolculuğu onların anlamlandırdığı gibi aktarıyor. Adeta kendimizi bir macera romanın içinde buluyoruz.
Dörner’in kitabın başlarında ortaya koyduğu, Jörg Wagner’in Kommagene Krallığının I. Antiochos dönemini gösteren harita, aslında kitabın sonraki bölümlerinde neler anlatılacağını bize gösterir. Haritada Kommagene’nin sınırlarını görürüz ve kitap bu sınırların içindedir; daha doğrusu biz bu sınırlara göre kitabı okuruz.
Kommagene Krallığının sınırları Maraş’tan Pötürge’ye kadar, Pötürge’den Gerger’e, Gerger’den Samsat’a, Samsat’tan Nizip’e, Nizip’ten Sakçagöz’e kadar geniş bir bölgeyi kapsar. Merkez ise Adıyaman’dan Pazarcık’a kadar olan alandır.

Foto: Nemrut Dağı’ndaki Kommagene heykellerin bugünkü durumu. Kapaktaki foto, başlar kopmadan ve yapıtlar parçalanmadan önce aynı heykellerin temsili görüntüsüdür.
Dörner, birinci bölümün ikinci başlığında Karl Humann ile Otto Puchstein’ın 1883’te Nemrut Dağı’na yaptığı araştırma gezisini anlatır. Burada Sakçagözü’ndeki Aslan Kabarması’nı, Sesönk’teki Kutsal Anıt-Mezar’ı, Samosata’ya (bugünkü Samsat) ve Karakuş’a yapılan yolculuğu, Nemrut Dağı’na çıkmalarını ve Perre’de (Pirun) yaptıkları araştırmaları görürüz.
Dörner ikinci bölümde Kommagene’de 1888-1938 yılları arasında yapılan araştırmaları anlatır. Yazar bu bölüme yedi başlık ayırmıştır. Önce İslâhiye’ye 10 km uzaklıkta yer alan Zincirli Höyük’te yapılan arkeolojik çalışmalara yer verir.
Burada üç ismin ön plana çıktığını görürüz: Babil’i ortaya çıkaran isim Robert Koldewey, Humann ve Hamdi Bey. Zincirli Höyük’te ise şu isimler ve bilgiler dikkatimizi çeker:
M.Ö. 681-669 yılları arasında yaşamış olan “Büyük, güçlü Asır Kralı” Asarhaddon’dur. Sam’al’daki yerleşim yeri M.Ö. üçüncü bine kadar gider; Barrakab, Sam’al’ın son kralıdır. Sonuç olarak Sam’al akropolis (yukarı şehir) bilmecesi, hala çözülmemiş olarak önümüzde durmaktadır.
Karşımıza şu başlıklar çıkar: İslahiye’deki Yesemek Taş Ocağı ve Tilmen Höyük, Antep-Nurdağı’na bağlı Sakçagözü ve Kummuh problemi.
Sonuç olarak bazı tarihi gerçekler gün ışığına çıkmıştır. Greklerdeki sanatsal düşünüşü en önemli ölçüde şekillendiren şeyin Hitit beyliklerinin sanatı olduğu gitgide daha açık bir şekilde belli olmuştur. Suriye-Fenike alanının büyük ticaret merkezlerinde Grekler sadece yazı yazmayı, yazının ticari ve kişisel ilişkiler bakımından önemini öğrenmekle kalmadılar, bu ülkenin dinini ve kültürünü de tanıdılar. M.Ö. 8. yüzyılda Al Mina liman şehriyle Yunanistan arasında önemli boyutta ticaret yapıldığı bilinmektedir.
Üçüncü bölüm, on konu başlığından meydana gelmektedir. Bu bölümde Dörner Nemrut Dağı’na, Kommagene’ye 1938, 1951 ve 1984 tarihlerinde yaptığı yolculukları anlatır. Konuya şu cümleyle giriş yapar: “Greifswald Üniversitesi’nde okuduğum sırada Karl Humann ve Otto Puchstein’ın eserleri vasıtasıyla Kommagene’yi ve anıtlarını tanıdım, içimde bu araştırmaları devam ettirme arzusu doğdu” (s. 138).
1911’de Gelsenkirchen’de doğan Dörner’in 1920’li yılların sonlarında üniversite eğitimini aldığı düşünülürse onda Kommagene Krallığı’nın sırlarını ortaya çıkarma aşkının yarım asra tekabül ettiği görülür.
Dörner, 1984’de Nemrut Dağı’na yaptığı üçüncü ve son gezisinden sekiz sene sonra vefat etmiştir.
Dörner, “Göksel tahtların yakınındaki” Nemrut Dağına ilk çıkışının heyecanını şöyle anlatır:
“…Kommagene dağlarının dünyasındaki olağanüstü güzelliği ben kendim yaşıyordum ve sonsuz bir mutlulukla kendimi bu seyir zevkine kaptırmıştım… Kommagene kralı I. Antiochos bu dağlar dünyasında anıt-mezarını dikmekle ne büyük bir işe girişmişti!
Her tarafa böylesine açık bir enginlik içindeki anıtın yüceliği, bizi son derece etkilemişti. Kralı hangi düşünceler, tümülüsün önünde kendi heykeliyle tanrıların heykellerini yan yana dikmeye, o tanrılar için hazırlanan tahtlara koydurduğu kitabe ile sonraki çağlara, ebedi istirahatgahını ‘göksel tahtların en yakınına’ yaptırdığını söylemeye sevk etmişti acaba?” (s. 143).
Bundan sonra Dörner değişik konu başlıklarıyla Kommagene Krallığı’nın sırlarını ortaya koymaya devam eder:
Kommagene Krallarının Saray Şehri Olan Nymph (Kaht) Çayı Kıyısındaki Arsameia’nın Keşfi, Mithradates Kallinikos İçin Yaptırılan Hierothesion’daki Kazılar, Sofraz Köyündeki Dexiosis Kabartması, Kahta Çayı Kıyısındaki Arsemeia’nın Demir Tarlası, Jupiter Dolichenus’un Değişimi, Kommagene Kralı I. Antiochos’un Atalar Galerisi, Aslanlı Horoskop (Zayiçe) ve Kommagene Kralı I. Antiochos’un Tanrılaştırılması, Nemrut Dağı’nın Sırrı, Nemrut Dağı Anıtlarının Restorasyonu Projesi.
Kitabı bitirdiğimizde iki kişinin yazgısının iç içe geçtiğini görürüz: Kral I. Antiochos ve Karl Dörner. Tarih iki bin yıl sonra onları buluşturur.
Bir yanda Grek-Pers dininin sinkretizmini (defne ve ılgın kardeşliği) yapmak isteyen ve bunun için Nemrut Dağı’nın zirvesine atalarının heykellerini diken I. Antiochos, diğer yanda 1938’ten 1984’e kadar Almanya’dan gelip Adıyaman’da Kommagene Krallığı’nın ve en meşhur kralının sırlarını ortaya koymaya çalışan Alman arkeolog Karl Dörner.
Dörner, Antiochos’un mezarını bulmayı çok ister ama bulamaz. Ancak 1984 yılında Nemrut Dağı’na üçüncü ve son gidişinde heykelleri yok olmaktan kurtarma işine girişir. Alman ve Türk hükümetlerinin de desteğiyle Kommagene Krallığı heykellerinin büyük tarihi restorasyon yürüyüşünü başlatır.
22 Mart 1984, büyük bir Mercedes-Jeep ve römorkörü ile Nürnberg’ten hareket… 12 Nisan’da Adıyaman’a varış; Emin Yener, Mustafa Sucu ve Kemal Esensoy’u ziyaret… 15 Nisan’da Nemrut’a ilk çıkış ve Kral I. Antiochos’un Pers atalarının kabartmalarının düzenlenmesi, aslanlı horoskopun restorasyonu, dexiosis kabartmalarının restorasyonu, I. Antiochos’un Helen kökenli ana tarafından atalarının emniyetini teşkil eden büyük temel duvarının yeniden yapılması…
Tavsiyemizdir, Dörner’in kitabını okuyup yol haritasını çıkarmadan Adıyaman’daki Nemrut Dağı’nın yolunu tutmayalım. Dörner, Tanrıların Tahtlarının rehberi olarak bizi orada karşılayacaktır.
Adıyaman-Malatya bölgesinden Gaziantep’e bizi uzun bir yolculuk beklemektedir.