29.03.2026
Amerika-İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı vahşi savaşın amacı İran’da rejim değişikliği idi.
Ne pahasına olursa olsun; Şia din adamlarının yönettiği İslam Cumhuriyeti’ni yıkarak, kendilerinin güdümünde başka bir otoriter rejimi işbaşına getirerek veya ülkeyi parçalayarak!
Arka plandaki ana hedef, rejimin otoriter veya demokratik olması ya da İran’ın nükleer programı değildi.
İran’ın egemen ve bağımsız bir devlet olma hakkının elinden alınması ve etkisiz kılınmasıydı.
Böylece Netanyahu’nun ilk Başbakan olduğu 1996’dan beri yürüttüğü planın önü açılacak, ABD destekli İsrail’in bölgede karşı durulamaz şekilde hakimiyet kurması kolaylaşacaktı.
Amerika da bölgeyi İsrail’e emanet edecek, küresel hegemonyasını sürdürmek için başka yerlere, özellikle Asya-Pasifik bölgesine odaklanacaktı.
Sadece bir ay geçti ve İran’da rejim gerçekten değişti. Ama Amerika-İsrail hedefinin tam tersi yönünde!
Şimdi Tahran’da, kimi çevrelerin küçümsemek için kullandığı ifadeyle “Molla Rejimi” yerine, daha radikal ve sert bir İslam Cumhuriyeti var.
Ayetullahlar artık tek başına iktidar tekeline sahip değil. İktidarda daha radikal din adamları ve radikal askerlerin oluşturduğu bir koalisyon var. Askerler, Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) içindeki şahin unsurlardan oluşuyor ve ağırlık onların elinde.
* * *
Vahşi ikili Amerika-İsrail, savaşın ilk gününde İran lideri Ali Hamaney’i evinde bombalayarak katletti. Evdeki toplantıya katılan çok sayıda İranlı komutan da hayatını kaybetti.
Komutanlardan en az 9-10’u üst düzeyde görev sahibiydi. DMO Komutanı Muhammed Pakpur veya Savunma Konseyi Sekreteri Ali Şamkani gibi.
DMO’nun yeni Komutanı hemen 1 Mart’ta belirlendi, Ahmed Vahidi seçildi. Bir önceki Komutan Hüseyin Selami de Haziran 2025’te, 12 gün savaşı sırasında İsrail tarafından öldürülmüştü.
Vahidi, her iki selefi Pakpur ve Selami’den çok daha radikal görüşlere sahip. İran’ın bugüne dek en şahin Cumhurbaşkanı olarak bilinen Ahmedinejad’ın Savunma Bakanı olarak görev yaptı.
Ortadoğu’yu izleyen Anwaj.medja’da yer alan bir yoruma göre “her iki selefi de Vahidi’ye kıyasla okul öğretmenidir.”
Vahidi’yi daha yakın tanımak için Al Jazeera’nın şu haberine bakabilirsiniz.
Sadece Vahidi değil, katliamda öldürülen komutanların yerine genellikle daha keskin ve daha genç DMO unsurları geldi.
O arada Uzmanlar Meclisi (hubregan) harekete geçti ve İran’ın yeni Ulu Liderini (Rehber-i Muazzam) seçti.
Ilımlılar iki adayı destekliyordu: Rejimin kurucu lideri Humeyni’nin torunu Hasan Humeyni ve uzlaşmacı tutumuyla hatırlanan eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani. Ilımlı adayların önde gelen destekçisi, Milli Güvenlik Kurulu başkanı Ali Laricani idi. Değişik üst düzey devlet görevleri yapmış Laricani geniş bir ilişki ağına sahipti ve bazı yorumcular tarafından “İran’ın fiili lideri” olarak tanımlanıyordu.
Radikallerin adayı, katledilen liderin oğlu Mücteba Hamaney’di. Babasından daha radikal görüşlere sahip Mücteba’yı, özellikle yeni DMO Komutanı Vahidi ve onunla hareket eden diğer rütbeliler istiyordu.
Uzmanlar Meclisi’nde 3 Mart’ta yapılan ilk oylamayı Mücteba kazandı. Onu çok radikal bir isim olarak gören Laricani, farklı bahanelerle oyama sonucunun ilan edilmesini erteletmeyi başardı. Ama 6 Mart’taki ikinci oylamayı da açık ara Mücteba kazandı.
28 Şubat saldırılarında ciddi şekilde yaralanan yeni lider Mücteba’nın durumuyla ilgili kesin bilgi yok. Ama sağlık durumu nedeniyle görevini tam yapamıyorsa dahi, eksik bıraktıklarını DMO içindeki radikallerin tamamladığı muhakkak.
Mücteba, Ali Hameney’in oğlu olmaktan çok, elbet uzun yıllar boyunca yaptığı çalışmalara ilaveten, savaş ortamının onun radikal görüşlerine ağırlık kazandırması sonunda seçildi. Ali Hamaney doğal nedenle ölseydi ve Amerika-İsrail saldırmasaydı, aynı sonuç zor alınırdı. Kan bağları açısından da Hasan Humeyni asla daha zayıf bir aday değildi.
Muhafazakar ve -İran standartlarına göre- ılımlı Ali Laricani, tecrübesi ve kişisel birikimi açısından özel konuma sahipti. Hem İran içindeki reformcu veya radikal farklı güç merkezleriyle, hem dışarda Batılılarla diyalog kurabiliyordu.
Biyografisinin ayrıntısına burada girmeyeceğiz, medyada çok çıktı. Laricani bir başka vahşi İsrail saldırısıyla 17 Mart’ta katledildi.
Onun yerine ülkenin en kritik milli güvenlik kurumunun başına 24 Mart’ta General Muhammed Bakr Zulkadr’in (Bekir değil) getirilmesi, şahinlerin iktidardaki ağırlığını konsolide ettiğini gösteren yeni bir kanıt oldu.
Zulkadr, reformculara ve ılımlılara yönelttiği sert eleştirilerle bilinir. Sertlik yanlısı Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ı iktidara getirmek için nasıl çalıştıklarını ve “çok katmanlı” bir plan hazırladıklarını daha sonra anlatmıştı.
İsrail kaynaklarına göre, İran liderliğinde çatlak yok ve dümeni Devrim Muhafızları tutuyor (Maariv, Anna Barsky, 24 Mart, Conflicts Forum’dan).
Tahran’daki radikal İslam Cumhuriyeti muhtemelen kısa sürede son bulmayacak.
Taliban’ın Afganistan’da nasıl iktidara yerleştiğini, Suriye’de IŞİD’in nasıl doğduğunu hatırlayalım. Yakın zamanda başka yerlerdeki yenilgilerinden en basit dersleri çıkaramayan ABD, sadece budala değil, aynı zamanda tehlikeli bir saldırgan.
* * *
Şimdi ne olacak?
Daha yüksek ihtimal, dolaylı görüşmelerin barış anlaşmasıyla sonuçlanması.
İran kesinlikle ateşkese karşı, ama bir anlaşmayla savaşı bitirmek istiyor.
İran’ın en önemli ve herhalde vazgeçmeyeceği talebi, Amerika’nın bir daha saldırmayacağına dair güvence vermesi ve güvencenin yazılı olması. Amerikalı siyasetçiler genellikle verdikleri sözlerden caymayı, dış politika mesleğinin bir parçası olarak görür. Örneği çoktur, onlara güvenilmez. Hele Trump!
Trump, İran savaşından sıvışıp kurtulmak istiyor. Görüyor ki fırlayan enerji fiyatları, borsaların çöküşe doğru gidişi ve kendi tabanındaki muhalefet sonunu getirebilir.
Daha az ama göz ardı edilmemesi gereken ihtimal, anlaşma sağlanamaması durumunda Amerika’nın kara savaşına başlaması.
İki uçak gemisini bölgede tutamayan Amerika, Hark ve diğer küçük adalara çıkaracağı askerlerini nasıl koruyacak? İstediği hedeflere ulaşabilmesi ve Hürmüz Boğazı’nı açabilmesi zor.
İranlılar ağır zaiyatlar verse de bir kara savaşına uzun süre dayanabilir. En büyük avantajları, saldırgana karşı kendi vatanlarını savunuyor olmaları.
İşlerin çok ters gitmesi durumunda Trump’ın 2028’e kadar iktidarda kalması dahi zora girebilir.
Savaşın stratejik plandaki sonuçlarını gelecek yazımızda ele alacağız.
