Foto: Mervan Barguti, Filistin halkının en çok lider görmek istediği isim. Barguti 23 yıldır İsrail’de hapishanede tutuluyor.
08.11.2025
Gazze’de barış olup olmayacağını sorduklarında, ABD Başkanı Trump fikrini değiştirip Netanyahu’nun kaldığı yerden Hamas’ın nihai yıkımına kadar devam etmesine izin vermezse barış olacağını söylüyorum. Ancak uzun bir süre boyunca, ki bu uzun süre on yıllarla ölçülebilir, İsrail ile Filistinliler arasında barış olmayacak. Ta ki Filistinliler kendi devletlerine kavuşana kadar. Tıpkı Yahudilerin 1948’de elde ettiği gibi.
Acı çeken çocuklar
Aldatıcı ateşkes devam ederse Gazze’de ne olacağına gelince, zor ve çözülecek yüzlerce soru var. Hamas’ın yeraltı ordusu silahlarını bırakacak mı? Belki bırakacak, ancak Netanyahu savaşı sürdürürse tünellerde yeni silahlar edinecek ve imal edecek. İsrail, Gazze’nin Ramallah’taki Filistin Yönetimi’ne bağlanmasını kabul edecek mi? Kabul etmeyecek. Yoksa Gazze, Bosna-Hersek ve Kosova’da olduğu gibi, BM barış gücü kontrolünde uluslararası bir yönetim tarafından mı yönetilecek? İsrail buna da izin vermeyecek.
Trump’ın, kendisinin de bittiğine inanmadığı savaşı sona erdirme planının bir sonraki aşamaları tartışılırken, Gazzeli Filistinliler için kışı nasıl atlatacakları konusunda hayat kaygıları başladı. Örneğin, okullarının beşte dördü yıkılmış veya hasar görmüşken, 600 bin çocuk okula nasıl başlayacak?
Evet, öncelikle Gazze’nin acı çeken çocuklarından bahsetmeden edemeyeceğim. Ne suçlu ne de borçlular – ne İsrail’e ne de kendi Hamas’larına karşı. Elli bini İsrail mermileriyle hayatını kaybetti veya sakat kaldı. Ortadoğu’daki tüm savaşlarda ve hatta belki de İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra dünyada bu kadar çocuk ölmedi. Bu kadar çok kurbanın gerekli olup olmadığı ve Gazze’deki iki yıllık savaşta kimin kazanıp kimin kaybettiği sorusu onlardan başlamalı. Ateşkesin geldiği haberini büyük bir sevinçle karşıladılar, ölümlerden ne kadar bıktıklarını gösterdiler. Tıpkı İsraillilerin hayatta kalan rehineleri karşılarken gösterdikleri sevinçle, Hamas’ı asla yenememiş olsalar bile savaştan bıktıklarını göstermeleri gibi.
Savaş, dünyanın hem Filistinliler hem de İsrailliler hakkındaki anlayışını büyük ölçüde bozdu ve onları birbirlerinden daha da uzaklaştırdı. İnsan fedakarlıklarının değerler ölçeğinde bazı sabitler değişmedi. Ölçekler sömürgecilik döneminde belirlenmişti, ancak Filistin’deki Yahudi yerleşimciler bunları sadece miras almakla kalmadı, aynı zamanda mükemmelleştirdiler de. İşte en güncel örnek: Gazze’deki İsrailli rehineler ve İsrail hapishanelerindeki Filistinli tutuklular.
Hamas işgal ettiğinde sivillere karşı bir suç işledi, rehineleri karanlık yeraltı tünellerinde tutarak onlara karşı nazik davranmadı. İsrail’in neredeyse tamamı, Netanyahu’nun savaşı sona erdirmesi ve kalan 28 rehinenin geri verilmesi için protesto gösterileri düzenledi ve talepte bulundu; ama diğer tarafta yaklaşık yetmiş bin Filistinlinin öldürülmesi nedeniyle değil. Rehineler için kolay olmadı, iki yıl boyunca çürümek zorunda kaldılar. Ama Gazze’de gözaltına alınan ve Negev çölündeki Sdi Teiman askeri kampına nakledilen Filistinliler gibi işkenceye maruz kaldıkları söylenemez.
Londra gazetesi Guardian’ın birkaç gün önce yazdığı gibi, “İsrail tarafından Gazze’ye iade edilen en az 135 parçalanmış Filistinlinin cesedi, işkence ve hukuksuz öldürme suçlamalarıyla bilinen kötü şöhretli bir gözaltı merkezinde tutuluyordu.” Guardian’ın yayınladığı fotoğraf ve tanık ifadelerini göre, Filistinli tutuklular kafeslerde tutuluyor, gözleri bağlanıp kelepçeleniyor, hastane yataklarına bağlanıyor ve çocuk bezi giymeye zorlanıyordu. Sdi Teiman kampındaki tutukluların cesetlerinde tank paletlerinin altında ezilme izleri görülüyor.
İnsani değerlerin bazı standartları korunmuş olsa da Gazze’deki savaş neredeyse her şeyi altüst etti. İsrailliler, onlarca yıldır güç kullanarak kendi çevresinde oluşturdukları bir güvenlik çemberinin içine çekilirken, Filistinliler İsrail’in Batı Şeria’yı ilhak etme tehdidi ve Arapların kaderleriyle uzlaşmaları nedeniyle kendi devletleri için tüm umutlarını yitirmeye yönlendirildi.
Hamas’ın 7 Ekim saldırısına kanlı misillemeyle Netanyahu iki yılda, İsraillilerin kendi hayatları ve çocuklarının geleceği için duydukları korkuyu onlara aşılamış oldu. Bu, kariyerini Filistinlilere karşı nefret üzerine kurduğu için en büyük kazancıdır.
Kız kardeşi ve iki oğlu Hamas tarafından idam edilen Dana Silberman-Sitton, serbest bırakılan rehinelerin karşılanmasındaki sevinci izleyerek sosyal medyada şöyle yazdı: “Bu coşkunun bizi rahatsız etmesinden, olanları ve bir daha asla yaşanmaması gerekenleri unutmamızdan korkuyorum.” Haaretz köşe yazarı Amos Harel ise İsrail’in bundan sonra “alışılmış askeri güç sarhoşluğunun cazibesine direnmek zorunda kalacağını” söylüyor.
Ancak, tüm bu can kayıpları ve yıkımla beraber, özellikle Gazze’deki Filistinliler arasında korku, savaşın kalıcı bir sonucu oldu. Elbette İsrail’den, ama aynı zamanda Hamas ve ona bağlı vurucu timlerden de. Ateşkesin ardından gelen haberlere inanılacaksa, bir işbirlikçiyi alenen astılar bile. Elbette bir İsrail işbirlikçisi, ama Fetih iktidarı alırsa ne olacağını kestirmek mümkün değil, çünkü yirmi yıl önce Ramallah’taki yetkililerle işbirliği yapanları infaz edip motosikletlere bağlayıp Gazze sokaklarında gezdiriyorlardı.
Netanyahu Gazze’ye savaş açtığında iki hedefi olduğunu söyledi: Hamas’ı yok etmek ve rehineleri geri getirmek. İlkini başaramadı. İsrail tankları çekildikten sonra Hamas tünellerinden gün ışığına çıkmakla kalmadı, Trump’ın diplomatları ile ateşkesi görüşmek üzere masaya oturdu. Amerikalılar Hamas’ı hâlâ resmen terör örgütü olarak görse de, teröristlerle görüştüklerini söylemiyorlar.
Suudilerin, Trump’ın İsrail boykotunu sona erdirmeyi amaçlayan İbrahim Planı’nı kabul eden Arap ülkelerine katılması en azından şimdilik söz konusu değil. Yemenli Husiler hariç, Filistinlilere yönelik İran yanlısı destek zinciri kırıldı. Netanyahu İran’a saldırdı ve İran, Arapların İsrail devletinin kuruluşundan bu yana yapmadığı bir misillemede bulundu. Aksine Gazze’deki savaş sırasında, Basra Körfezi’ndeki Arap ülkeleri, İsrail’den daha büyük bir düşman olarak gördükleri İran’la ilişkilerini canlandırdı.
İşgalci güç
Batı dünyasında İsrail son iki yılda, önceki elli yılda kaybettiğinden daha fazlasını kaybetti. Ahlaki açıdan, kendisine bir devlet bahşedilmesinin nedeni olan Holokost kurbanı imajı daha da zedelendi- ki o sayede tarihi Filistin’in bir bölümünü işgal etmesi bağışlanmıştı. Bugün Filistin halkına yaptığı şey, insan haklarıyla ilgilenen en üst düzey uluslararası kuruluşlar tarafından soykırım olarak adlandırılıyor. Amerikan yanlısı ve Yahudi lobileri ile medya, Gazze’deki suçları gizlemek için ellerinden geleni yaptı, ancak beyaz bezlere sarılı Filistinli çocukların bedenlerinin görüntüleri, tıpkı Nazi Almanyası gaz odalarında ölümü bekleyen Yahudilerin görüntüleri gibi, insanlığın vicdanının her bir gözeneğine işledi.
Batı kamuoyunda İsrail imajından bir şey daha silindi: Ortadoğu’daki feodal ve otoriter ülkeler denizindeki tek demokrasi olduğu. Son iki yıldır kimsenin İsrail’i bu şekilde onurlandırdığını görmüyorum. Sözde tek demokrasi artık; işgalci güç, ırk ayrımcılığı (apartheid) yapan ve Filistinlilere karşı soykırım uygulayan ülke gibi sıfatlarla yer değiştirdi.
Ve bütün bunlar, Filistinlileri bir halk değil hayvan olarak gören kişilere yer veren Netanyahu ve hükümeti sayesinde oldu.
Ama bu “hayvanlar” soykırımdan sağ kurtuldu ve İsrail’in onları Gazze’den kovmasına izin vermediler. İki milyon Filistinli, Adriyatik Denizi’ndeki Krk adası kadar küçük bir alanda, o dar kıyı şeridi boyunca birkaç kez hareket ederek kimsenin onları topraklarından kovamayacağını ve geri dönebileceklerini gösterdi.
Filistinliler hem kendi aralarında hem de küresel düzeyde, İsraillilerin kaybettiği kadar iki yılda kazandı. İsrail topraklarına kuruluşundan bu yana ilk kez silahlı bir saldırı düzenlediler. Zalimce ve pervasızca da olsa, bunu tüm Filistinliler adına yaptılar. Birçoğu, özellikle işgal altındaki topraklarda yaşayan ve evlerinden sürülenler, bunu sevinçle karşıladı. Askeri terminolojiye göre ne ölçüde bir terör eylemi ne ölçüde bir sabotaj eylemi olduğu tartışma konusu.
Ne yazık ki sivillere karşı vahşi bir suç oluşturdu. Filistin hareketi, İsrail ve yanlısı kamuoyu tarafından bazen terörist diye nitelendirildi, ancak işgal altındaki toprakların kurtuluşu için yapılan hareketlerin terörist olarak adlandırılıp adlandırılamayacağı hiçbir zaman net değildir.
Bu tür tartışmalar, sivillere yönelik gerçekleştirilen Filistin intihar saldırıları sırasında da yapılmıştı; ama Filistin intifadaları, işgale karşı genel bir sivil direniştir ve o nedenle terörizm olarak nitelendirilemez. Bu tür tartışmalar sırasında, Arafat’ın komandolarının İsrailli sporcuları öldürdüğü 1972 Münih Olimpiyatları’nı hatırlıyorum. Bu eylemi televizyonda yorumladığımda kınadım, ancak Filistinlilerin veya Vietnamlıların aynı Olimpiyatlara niçin katılamadığını sorguladım. İstihbarat Bakanlığı’ndaki arkadaşlarım, bu yorumum nedeniyle beni ifade vermeye çağırmak istediklerini, ancak Yugoslavya Devlet Başkanı Tito’nun beni kurtardığını, çünkü ertesi gün sporcuların öldürülmesini kınamanın yanı sıra işgal altındaki Filistinlilere yapılan adaletsizlikten de söz ettiğini söyledi.
O nedenle Filistinlilerin imajı, Amerika da dahil olmak üzere tüm dünyada değişti. Biden yönetimi, kitlesel Filistin yanlısı gösterilerin düzenlendiği üniversitelerin rektörlerini değiştirdi, ancak bunları engelleyemedi. Başkan Trump da bu noktada, Netanyahu gibi Filistinlilere terörist demiyor. İsrail’in Gazze’de başardığı bir diğer şey de Filistin devletinin bir düzine Batılı ülke tarafından tanınması oldu. Bu, Haziran 1967 savaşında Filistin topraklarının işgal edilmesinin ardından Filistin’i Doğu’dan ve Bağlantısızlar Hareketi’nden tanıyan yüz kadar ülkeden çok daha önemli. BM Güvenlik Konseyi’nin beş üyesinden dördü artık Filistin’i bir devlet olarak tanıyor ve beşinci üye Amerika bunu yapana kadar Filistin, BM’nin tam üyesi olamayacak.
Filistinli siyasetçi ve eski Filistin Parlamentosu üyesi Mustafa Barguti, Eylül ayındaki BM Filistin oturumunun ardından Democracy Now’a verdiği demeçte, Gazze’deki Filistinlilere yönelik soykırımı ve Filistin topraklarındaki diğer ihlalleri sona erdirmek için İsrail’e yaptırımlar uygulanmadan Filistin’in tanınmasının “yeterli olmadığını” söyledi.
Bu Filistinli aktivist, Filistin hakları ve devleti için şiddet içermeyen ancak militan bir hareketin güçlü bir savunucusudur. Tüm Filistinli siyasi güçler birleşip Gazze’deki kurbanlardan elde ettiklerini akıllıca kullanırsa, Gazze ve Filistin’in geleceğiyle ilgili müzakereler de dahil olmak üzere Filistin sorununu yönetebilecek Filistinlilerden biri. Bunun şartı ise Hamas’ın aynı veya farklı bir isim altında onlara katılması. Ve Filistin hareketinin laik merkezi El Fetih kanadına direnmeyi bırakması, İsrail’i alenen tanıması ve Filistin’in geleceği konusundaki radikal görüşlerini yumuşatması.
Filistinli Mandela
Hamas, teslim ettikleri rehineler karşılığında İsraillilerden, Barguti ailesinden en ünlü Filistinli Mervan Barguti’nin serbest bırakılmasını sağlamaya çalıştı, ancak başaramadı. Birçok kişi bunu istese de, serbest bırakılan 250 sözde “kurtarılmış” Filistinli listesinde Marguti yer almadı. İsrailliler onu serbest bırakırsa, gerekirse halk oylaması da dahil olmak üzere, herkes onu Filistinlilerin yeni lideri olarak seçecek.
Oğlu Arap Marguti, birkaç gün önce CNN’den Christian Amanpour’a, geçen ay hapishanede dövüldüğünü görgü tanıklarından duyduktan sonra babasının hayatından endişe ettiğini söyledi. “Hedef alınıyor” diyor Arap, “çünkü İsrail babamı Filistinlileri harekete geçirme yeteneği nedeniyle bir tehdit olarak görüyor.”
Filistinliler Nelson Mandela’nın kaderini Filistin’de denemek istiyor; elverişli koşullar devam ederse ve hatta Trump serbest bırakılmasını talep ederse, bunu uzun zamandır bunu Mervan Barguti’nin yapabileceğine inanıyor.
Kuzeni Mustafa Barguti de Christian Amanpour’a, Trump’ın Gazze planının sadece yıkıcı değil aynı zamanda suç oluşturduğunu söylüyor ve şöyle açıklıyor: “Maruz kaldığımız, Güney Afrika halkının apartheid sistemi sırasında maruz kaldığından bile çok daha kötü. Filistin’in hikayesi, Güney Afrika’da yaşananlara çok benziyor. İnsanlar değişiyor, sonra ülkelerindeki parlamentolar değişiyor ve sonra parlamentolar da hükümetlerini değiştiriyor.”
Evet, hem İsrail’in hem Filistinlilerin Gazze’deki savaşın derslerini anlayıp uygulayabilmeleri için Hamas’ın silahsızlandırılması ve daha da önemlisi Binyamin Netanyahu’nun Filistinlilere yönelik soykırım politikalarından arındırılması gerekiyor. Savaşta kız kardeşini ve iki oğlunu kaybeden Dana Silberman-Sitton da, “Umarım İsrail bu öfke ve sefaletten, halkın içinden çıkacak bir liderlikle yükselişe geçer” diyor.
Birileri aklını başına toplayıp Netanyahu ve aşırı Siyonistlerden oluşan ekibini görevden uzaklaştırmazsa, onun umudu da boşa çıkar. Ve bu, yalnızca akıl hocası Donald Trump’ın sopasıyla yapılamaz.
….
Diplomat ve yazar Hajrudin Somun, Bosna Hersek bağımsızlık kazandıktan sonra Cumhurbaşkanı Alija Izetbegoviç’in Ankara’ya tayin ettiği ilk büyükelçi oldu. Arapça bilen Somun, Filistin tarihi hakkındaki Filisitin Nakbası (Palestinska nakba) kitabının yazarı.
Bu yazı Saraybosna’nın Oslobodjenje gazetesinde çıktı (26.10.2025). Çeviri Haluk Özdalga.