HALUK ÖZDALGA: Anayasal krize önce doğru teşhis, sonra doğru yol haritası

12.11.2023

Yargıtay 3. Ceza Dairesi 8 Kasım’da Anayasa Mahkemesi’nin Can Atalay kararını tanımadığını açıklandığında pek çok gösterge, bunun sadece sakat hukuki yorumlar üzerine kurulu bir hüküm olmadığına işaret ediyordu.

Bazı gözlemcilerin (biz dahil) hemen işaret ettiği gibi, arkasında en üst düzeylerden gelen güçlü bir siyasi teşvik, destek ve eşgüdüm olmadan böyle bir karar ülkenin mevcut koşullarında herhalde mümkün olamazdı.

Dahası, bazı AYM üyeleri için suç duyurusu da yapan ve Anayasa’yı açıkça ihlal eden karar, ilgili Daire tarafından oybirliği ile almıştı. Bir önceki adımda, Anayasa Mahkemesi’nin aldığı kararı uygulamak için yetkili bulduğu 13. Ağır Ceza Mahkemesi de AYM kararına uymamış, kararı uygulamamış, dosyayı Yargıtay’a havale etmişti. 

İstediğiniz kadar sayfalar dolusu hukuki yorumlar kaleme alın, Anayasa’nın emredici hükmünü anlamak için sadece okur yazar olmak yetiyor: “Anayasa Mahkemesinin kararları kesindir… yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar” (Md 153).

Ardından hem iktidar hem hukuk çevrelerini iyi tanıyan değerli hukukçu Prof. İzzet Özgenç “Sayın Cumhurbaşkanım, Değerli Ağabeyim” diyerek Tayyip Erdoğan’a hitben kaleme alıp yayınladığı mesajda, görüşünü kesin ifadelerle kamuoyuna duyurdu: “…karar, Yargıtay Başkanlığı postunda oturan kişinin yanı sıra, sizlerin de bilgisi dahilinde verilmiştir.”

CB Erdoğan’ın 11 Kasım’da medyada yer alan açıklamaları, sadece bilgisi dahilinde değil projenin başında olduğunu, kimden yana durduğunu, az sayıdaki danışmanı hariç iktidarın üst düzey isimlerinin devre dışı bırakıldığını ve hedefi açık şekilde gözler önüne serdi:

 “Yargıtay’ın bir yüksek mahkeme olduğunu herhalde hiç kimse inkar edemez… Anayasa Mahkemesi maalesef bir çok yanlışı arka arkaya yapar hale geldi… Yargıtay’ın aldığı karar asla bir kenara atılamaz… Anayasa Mahkemesi de Yargıtay’ın attığı bu adımı hafife alamaz… ‘Sen yüksek mahkemeysen ben de yüksek mahkemeyim ve sizinle ilgili bir yaptırımı ben de talep ediyorum’. Gereğini yerine getirecek merci neresiyse gereğini bekliyor… Partimden bazı arkadaşlar burada Yargıtay’ı yerip Anayasa Mahkemesi’ne övgüler düzüyorsa onlar da yanlış yapıyorlar… Yaşanan tartışmalar Türkiye’yi bir an önce yeni bir Anayasa’ya kavuşturma ihtiyacını ortaya çıkarıyor.”

Yargıçlar verdiği kararlarla konuşur derler. Ama Yargıtay Başkanlığı da Anayasa Mahkemesi’ni “hukuk sistemini kaosa sürükleyecek şekilde kararlar alıyor” gibi siyasi yargılar taşıyan uzun bir bildiriyle tavrını açığa vurdu.

Hukuk sistemini kaosa sürükleyen kim, dünya görüyor.

Ama sadece hukuki yorumlar değil, CB Erdoğan’ın sözleri dahil tüm siyasi bildiriler de okuma yazma bilen her kişinin anlayabileceği Anayasa’nın emredici 153. maddesi karşısında fazla bir anlam taşımıyor.

Teşhis gün gibi ortada.

Anayasa’nın başka maddelerinde “Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını temin etme” görevi verilen Cumhurbaşkanı, o organlar arasında tarafsız hakem değil, taraf.

Krizi çözmesi beklenen makam krizin kaynağı.

Amaç hukuk devletinin son dayanağı Anayasa Mahkemesi’ni de siyasi iktidara bağlı kılmak, çökertmek.

*     *     *

Şimdi nasıl bir yol haritası gerekiyor?

Krizin kaynağı iktidarın siyaseti, öyleyse çözüm muhalif siyasete düşüyor.

Başta ana muhalefet, bütün muhalefet partilerine. Yol haritasını herkesten önce onların oluşturması gerekiyor.

Ana muhalefet CHP doğal olarak en büyük sorumluluğu taşıyor. Önce kendisi için bir yol haritası oluşturmalı, sonra tüm muhalefet partilerini ortak bir strateji etrafında toplamaya çalışmalı.

CHP’nin yeni Genel Başkanı çok koşturuyor, gayretli, çok konuşuyor ama ortada düşünülüp tasarlanmış bir yol haritası görünmüyor.

“Halkı bu kalkışmayı bastırmaya davet ediyoruz” diyor ve “halkı sokaklarda, meydanlarda direnişe” çağırıyor. Bunun nasıl bir stratejinin parçası, halk ne yapacak, anlamak kolay değil.

İkinci olarak, tam bu konuda ve şimdi, bütün muhalefet partilerinin ortak bir yol haritası etrafında buluşması ve safları sıklaştırması lazım.

Ancak CHP’nin son Genel Başkanı, hayati mayıs seçimleri öncesinde muhalefet işbirliğini kendi kişisel ihtirasları için kötüye kullandı. Üstelik hiç etik olmayan yöntemlerle.

Sonuç, bir bakıma bugünkü anayasal krizin de yolunu hazırlayan ağır hezimet oldu. Şimdi işbirliği deyince çoğu muhalefetin ağzında acı bir tat uyanıyor.

Ama her şeye rağmen, yaklaşan yerel seçimleri hiç düşünmeden ve sadece anayasal krize odaklı bir işbirliğinin yolu aranmalı. İktidarın anayasa değişikliğini geçirmek için mecliste 35-36 ilave oya ihtiyacı var. Safları sıklaştırmak, olası firelerin önünü kesmek için de önemli.

Yol haritasının içeriğini belirlemek elbet muhalefet partilerinin görevi.

Ancak iktidardan gelebilecek anayasa değişikliği önerileri müzakere dahi edilmemeli. Kesin bir dille ret edilmeli. İktidarın herhangi bir teklifini müzakere için, öncelikle mevcut anayasaya uyması gerekiyor.

Aksi takdirde, bu iktidar yarın hangi anayasa maddesini ihlal edecek, hangi AYM kararını uygulamayacak, kimse bilemez.

Ciddi bir anayasal krizi önceden tasarlayarak (taammüden) tetikleyen iktidar ve ne yazık ki tüm Türkiye bunun bedelini her durumda ödeyecek.

İlk fatura geldi, son derece kritik bir yatırım kaçtı. Koç Holding, Amerikalı Ford Motor Company ve Güney Kore’nin güçlü teknoloji şirketi LG bir araya gelecek, Ankara’da dev bir batarya fabrikası kuracaktı. Türkiye Avrupa’nın elektrikli araç pazarında, kritik girdi batarya üretiminde önemli bir oyuncu olacaktı.

Ama dün gelen bir açıklama ile, “zamanlama uygun olmadığı için” planlanan yatırım iptal edildi. Habere göre, AYM kararının uygulanmaması ülkedeki hukuk düzeni nedeniyle zaten tereddüt yaşayan yabancı yatırımcıları ürküttü ve yatırımdan vaz geçtiler.

Yazık bu ülkeye, ne hale getirdiler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir